• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 13 °C
  • Ankara 4 °C

Kudüs’ün Müdafisi Olmak

Bilal AKGÜL

Siyonist terör örgütünün Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya yönelik giriş-çıkışları engelleme girişimleri, baskıları son günlerde yeniden artmaya başladı. Öyle ki 50 yaşın altındaki Müslümanların Mescid-i Aksa’da namaz kılmalarına engel olmaya, buna direnenlere ise her çeşit muameleyi reva görüyor.

Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya yönelik bu pervasız girişime Müslümanların tepkisinin her zaman olduğu gibi cılız ve kısa süreli olduğu görülüyor.

Birkaç tane gösteri ve basın açıklaması, siyonistlerin mallarına yönelik kısık sesli birkaç açıklama ve boykot çağrısı… Sonra da “hayat” kaldığı yerde devam ediyor.

Tepkilerin oranı ve niteliği ile hayatın merkezine koyduğumuz önceliklerimiz arasında bir bağlantının olduğu kesin. Ve görünen o ki hayatın merkezine koyduğumuz şey, siyonizmin bulunduğu mevzinin güçlenmesine, zulümlerinin ve pervasızlıklarının devamına katkıda bulunuyor.

Siyonist terör örgütünün başlarından olan Golda Meir 21 Ağustos 1969’da Mescidi Aksa’da çıkarılan yangın üzerine İslam dünyasının üzüntü ve kınama mesajları ile sınırlı tepkilerinden duyduğu memnuniyeti ifade etme gereği duyar. Çünkü yangının çıkarıldığı gece Müslümanların olası tepkilerinden dolayı sabaha kadar uyuyamadığını dile getirir.

Sonrası ise terör örgütünün çok daha pervasız işgal girişimlerinde bulunması, evlerin yakılıp yıkılması oldu. Görünen o ki sesimizin cılız çıktığı her durumda, siyonizmin yeni işgallerine zemin hazırlamış, onları bu konuda cesaretlendirmiş oluyoruz.

Müslümanlar ne zaman yekvücut bir şekilde işgale tepki göstermişler ve bu konuda somut bazı adımlar atmışlarsa işgalcilerin uykuları kaçmış, geri adım atmak zorunda kalmışlardır.

İsrail tümörünü varkılan ve İslam coğrafyasının adeta kalbinde yaşam bulmasının nedenlerinden biri bizlerin duyarsızlığı, dünya sevgisi, nifak çabalarına karşı pasifliğimiz, paramparça olmuşluğumuz değil midir?

Dünyaya meyleden bir kalbin, vuslatı ilke edinmeyen bir hayat tarzının, İslami çalışmalardan uzak bir meşgalenin bizi küfrün tuzaklarına karşı uyanık ve aktif kılması mümkün müdür?

Bir vücudun azaları gibi olması gereken ümmetin bundan uzak her davranışı, her söylemi,  her arzusu bizleri küfrün tuzaklarına karşı daha savunmamız, daha aciz, daha zayıf kılmaz mı?

Müslümanların kendi birliklerini-tüm renkleri ve farklılıkları ile- güçlü tuttukları dönemler küfre karşı muzaffer oldukları dönemlerdir. Mevzunun sayısal azlık-çokluk mevzusu olmadığının tarihimizde sayısız örnekleri vardır.

Mevzu, sünnetullahın gereği olan sorumlulukları fert fert ne kadar yerine getirebildiğimiz, bulunduğumuz mevziyi ne kadar ümmetin mevzisi haline getirebildiğimiz ile yakından ilgilidir.

Bulunduğumuz mevziyi asli değerlerimizi merkeze alarak kalbi selimle özeleştirisini yapmadıkça, her daim kalbimizi yoklamadıkça küfrün işgalleri başımızdan eksik olmayacaktır. Unutmamak gerekir ki ümmetin gücü ve dinamizminin bizlerin tek tek sahip olduğu güç ve dinamizmle yakından ilgisi vardır.

En son siyonistlerin Mescid-i Aksa’ya Müslümanların girmelerini engelle girişiminde siyonistlere karşı saldırıda bulunan Ömer adlı 17 yaşındaki gencin eylemden hemen önce yayınladığı mesajla bitirmek istiyorum.

Ömer’in mesajı Müslümanların yüzyıllardır içinde bulundukları hali pür melali açıklamanın yanında, aslında her Müslüman’ın her daim ilke edinmesi gereken bir özelliktedir:

Selahaddin’i bekleme, Selahaddin ol.”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr