• BIST 108.645
  • Altın 154,531
  • Dolar 3,8286
  • Euro 4,5258
  • İstanbul 14 °C
  • Adıyaman 10 °C
  • Ankara 1 °C

Kutlu Doğumdan İslamın Özünü Tartışmaya Açmak

Abdurrahman ÖZKAN

 Bu yıl Hz. Muhammed’in doğumunun 1444. Yılına ulaşmış bulunuyoruz. Her yıl onun doğumu vesilesiyle getirdiği mesajın genel olarak tüm insanlığa, özelde ise Müslümanlara nasıl bir yol gösterdiği çeşitli programlarda tartışılıyor. Ne var ki tartışmalar pratik yaşamlar üzerinden İslam’ın özüne yapılan saldırılara cevap vermek üzerine yapılmaktadır. Öyle görünüyor ki tartışılan şeyler sorunlarımızdan çok dinin kendisi olmaktadır.

               

Dinin zaman üstü ve tüm insanlığa hitap eden evrensel mesajını farklı yorumlarla yaşamanın hala Müslüman ülkelerde içselleştirilemediği anlaşılmaktadır. Farklı ırk ve mezheplerden olmak, İslam ülkelerinde Müslümanların birbirlerine saldırmalarına kaynaklık etmektedir maalesef. Bunun yanı sıra, seküler Batı kültüründen esinlenen bir anlayış da dini yaşamayı, hayatın her alanında dışlama eğilimi göstermekte, modası geçmiş bir anlayış olarak bakılmaktadır zaman zaman. Günümüzde İslam dünyasının yaşadığı iç çatışmalar ve maruz kaldığı dış saldırılar sonucunda yaşanan tahripler sebebiyle Müslümanlar nerede yanlış yaptıklarını, eksikliklerinin neler olduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde kendilerine sorma fırsatı buluyor. Bugünler bu fırsatı bir kez daha bize vermiş bulunmaktadır. Peygamberin hayat hikâyesini bilmenin yanı sıra, onun evrensel mesajının özünü anlamak bize daha da yol gösterici olacaktır.

               

Şüphesiz peygamberlerin dinde diğer insanlardan daha üstün olmalarının sebebi, onların Allah’ın mesajını buyurdukları gibi uygulamalarıdır. Vahyin direktiflerine rağmen kendi başlarına bir karar almamaları, onları son derece önemsemeleridir. Peygamberimiz Haz. Muhammed, her peygamber gibi vahyi hayatında çok güzel yaşamıştır. Ancak Haz. Muhammed’in son peygamber olması ve mesajının evrensel olması bakımından kendisine verilen kitabın da her çağa ve mekana olduğu gibi günümüze de hitap etmektedir.

               

Kur’an’ın evrensel mesajı tevhittir. Peygamberin hayatı da onun en güzel uygulama örneğidir. Peygamberimizin şanı da somut bir tevhidi yaşam sürmüş olmasıdır. Tevhitte sevilmeye layık en yüce varlık Allah’tır. Bir insan, bir put, bir hayvan, bir fikir, bir ermiş ya da veli ya da peygamber ortaklığı kabul edilmez. Haz. Muhammed (sav), Allah’ın emriyle Kuran’ın mesajını gücü ve ömrü yettiği kadar insanlara ulaştırmaya çalıştı. En sevdiklerini, akraba, dost ve yaşadığı şehri bunun için terk etti. Onları terk etmekle kalmadı, onlarla savaşmak zorunda da kaldı. Bunun yanında, hiç tanımadığı kabilelerden insanlarla Allah’a kulluk temelinde kardeşlik hukukunu kurdu ve bu kardeşliği kan kardeşliğinden üstün bir kardeşlik ilan etti. İslam kardeşliği Haz. Muhammed ve arkadaşları arasında dünyada görülmemiş bir dayanışma yarattı. Bu sevginin verdiği güç, üç kat daha fazla düşman ordusunu yenmeyi başarmıştır. Bu sevgi Allah sevgisiydi.

               

Peygamberin masajı tevhittir, yani Allah’a kulluğa çağrıdır. Tarihte olduğu gibi günümüzde de Müslümanlar bazı siyasi merkezler tarafından barbar, acımasız savaş taraftarları olarak gösterilmektedir. Şu gerçektir ki İslam Allah’ın rab olarak kabul edilmesi, yalnız ona kulluk edilmesi, yaşamın sadece onun rızasını kazanmaya adanması için Müslümanlara tebliği ve tebliğe engel olmak isteyenlerle mücadele etmeyi emretmektedir. Aynı mücadeleyi Hıristiyanlık, Yahudilik ve semavi olmayan dinler de vermiştir, vermektedirler. Dahası, her dinin her mezhebi varlığını sürdürmek için bir savaşım vermiştir ve vermektedir. Sadece dinler değil, tüm modern ideolojilerin müntesipleri varlığını ve avantajlarını korumak ve bunlara yenilerini katmak üzere gizli ve açık yöntemlerle mücadele etmektedirler.

               

Tevhid inancının önemli bir özelliği de tüm canlıların bir sonu ve varacağı yerin Allah katında bir hesap gününün olması, yani Ahiret gününün kabul edilmesidir. Yani her canlının yer yüzünde harcadığı zaman sebebiyle sorguya çekilecektir. İslam, açık olsun gizli olsun, insanların her eyleminin niteliğine göre iyi ya da kötü bir karşılığı olacağını kabul eder. Müslümanlar yakın-uzak, dost-düşman, akraba-akraba olmayan herkesin hakkı diğerinden tam olarak alınacaktır.

               

Sonuç olarak, peygamberi hatırlamak, anmak, İslam’ı ve onun örnek yaşayanı olarak peygamberin hayatını ve Kur’anı daha iyi tanımaya vesile olmalıdır. İslam ülkelerine ve Müslümanlara yönelik saldırılara politik cevaplar vermek ya da İslam’ın şiddet taraftarı olmadığından başlayarak mahcup bir savunma dili geliştirmek ve bu dili yaymak olmamalıdır. Evet vahşi savaş taktiklerinin peygamberin hayatında örnekleri yoktur ama günümüzde İslam ülkelerinin bazılarının işgal altında olduğu ve talan edildiği, bazılarının ise ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunu inkar edilemez. İslam ülkelerinin kendilerini savunması eleştirilere göre değil, peygamber örnekliğini göz önünde bulundurularak olduğunda ayrıca bir müslümanlar arası tartışma ve çatışma ihtimali azaltılabilir.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr