• BIST 108.518
  • Altın 153,497
  • Dolar 3,8453
  • Euro 4,5175
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 12 °C
  • Ankara 7 °C

Medeniyet Ve Ahlakın İnşasında Bilginin Rolü

Bilal AKGÜL
Kadim zamanların tartışma konularından biri de ahlakın kaynağı olagelmiştir. Bu çerçevede üzerinde kafa yorulan meselelerden biri bilginin ahlakla olan ilişkisi, ahlaklı davranışın ortaya çıkmasında bilginin icra ettiği fonksiyondur. Yine bu minvalde medeniyet-bilgi ilişkisi, medeniyet-ahlak ilişkisi bilginlerimizin üzerinde kafa yordukları mevzular arasında olagelmiştir. Bu yazımızda bilginin ahlak ve medeniyet inşasındaki etkisini-yerini irdelemeye çalışacağız.

Öncelikle bilgiden hangi bilgiyi kastettiğimizi ifade etmemiz gerekiyor. Bilgiden salt mevcut bilimsel bilgiyi kastetmediğimizi ifade etmek isteriz. Bilgiden kastımız hakikate ulaştıracak, hem dünyevi hem de uhrevi olanı mezceden, birlikte ele alan bilgidir. İslam’ın düşünce süzgecinden geçen bilgidir.

Medeniyet üzerine çalışma yapan bilginlerimiz, bilginin medeniyet inşasında temel etkenlerden biri olduğunu ifade ederler. Büyük medeniyetler inşa eden toplumların belirgin özelliklerinden biri bilgi üretme konusundaki dinamizmleridir. Gerek doğu medeniyetinin gerekse batı medeniyetinin çıkış yaptığı, maddi yönden mesafe kat ettikleri, dünya görüşlerini medeniyet anlayışlarına yansıttıkları, diğer medeniyetlerden farklılıklarını, özgünlüklerini ortaya koydukları dönemlerin bilgi üretme konusunda en dinamik olduğu dönemlere tekabül ettiğini görüyoruz. Benzer durumun tersinin medeniyetlerin çöküşünde vuku bulduğunu ifade edebiliriz.

Günümüzde bir toplumun veya devletin geleceğinin parlaklığı ile ilgili en önemli göstergelerden biri, bilgi üretme konusundaki performanslarıdır. Bunun nedeni olarak şunu söyleyebiliriz; bilgiye yeni bilgiler eklenmediğinde zamanın değiştiren özelliği karşısında dinamizmini koruyamaz, eskir, zamanın gerisinde kalır. Bu durum uygulama, pratik karşısında bilginin işlevselliğini kaybetmesine, toplumun yenilenen ihtiyaçlarını karşılamada zayıf kalmasına neden olur. İnsanların ruhsal yapıları açısından da durgun, kendisini yenileyemeyen bilgi alışkanlık yapar, hantallaştırır, cazipliğini kaybeder. Oysa bilgiyi üretme konusunda dinamik olan toplumların, bu dinamizmlerinin hayatın her alanında kendini gösterdiğini, yeni bir medeniyetin inşasına katkıda bulunduğunu, toplumları davranış bakımında da dönüştürdüğünü, terbiye ettiğini söyleyebiliriz. Dinamizm özgüven oluşturur, bu da hayatın her alanına-ayrıntısına rengini verir. Topluma yön verme ve toplumu ıslah etme idealiyle değerler ekseninde bilgiyi işleyen, üreten toplumların sahip olacakları dinamizmin ahlakın kamilleşmesine de katkıda bulunacağı aşikârdır.

Medeniyetimiz, bilgi ile ahlakı birbirinden ayrı değerler olarak görmez. Tersine varlıklarını bir bütün olarak görür, değerlendirir. Bilginin topluma yansıması ne kadar etkili olursa ahlaki gelişimin, kemalin toplumsal yansıması da o kadar etkili, görünür olacaktır. Alpaslan Açıkgenç’in deyimiyle bilgiyi üretme konusundaki durgunluk ise ahlaki durgunluğu beraberinde getirir Ahlaki durgunluk ise devletlerin, toplumların çöküşünün belirtisidir. Nitekim İslam dünyasının şu anki halini bu çerçevede değerlendirmek, mevcut halin düzelmesine katkıda bulunacaktır.

Bilginin öğrenilmesi Kura’nı Kerimin üzerinde önemle durduğu konulardan biridir :“ Kulları içinde Allah’a en çok saygı duyan, âlimlerdir (Fatır, 28).” Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zumer 9) “Rabbim bilgimi artır” (Taha, 114) gibi. Bilginin önemi, Peygamber Efendimizin hassas olduğu konulardan biridir:”Âlimler peygamberlerin varisleridirler.” “Peygamberler, para ve mal değil, ancak bilgi (el-ilm) miras bırakırlar. Bunu elde etmek isteyen, büyük bir memnuniyetle onun peşinden gitsin” ifadelerinin altını çizmek gerek. Yine bir başka hadiste bilginin (el-ilm) azalması, cehaletin artması dünyanın sonu olarak belirtilmiştir.

Konuyla ilgili bilginlerimiz, İslam medeniyetinin şu anki durumunu değerlendirirken, özellikle bilgi ile ilgili durağanlığın, mevcut olanı tekrarı aşamayan çalışmaların, var olan bilgiye yeni bilgi eklenmeyip şerhlerle, yorumlarla yetinilmesinin bilgideki geri kalmışlığın, ahlaki gerilemenin ilk adımı olarak görülmesi gerektiğini ifade ederler. Bu, beraberinde toplumun yozlaşmasına, toplumsal karmaşaya-kaosa ve akabinde çöküşüne neden olmuştur.

O halde toplumun şu anda içinde bulunduğu durumdan çıkışı için ileri sürülebilecek yaklaşımlarından biri bilginin toplum içinde yeniden bir dinamizme sahip kılınmasıdır. Bu dinamizmin öğrenmede-öğretmede olduğu kadar –hatta daha fazla –bilgiyi üretme konusunda da gösterilmesi gerekir. Bunda eleştirel düşünmenin önünü açacak atmosferin önemli bir katkısı olacaktır. Sistemin, bilginin üretimi konusundaki revizesi hem maddi gelişimin hem de ahlaki gelişimin motorunu oluşturacaktır.

Toparlamak gerekirse Alpaslan Açıkgenç’in de vurguladığı üzere yeni bir medeniyetin kurulmasının temelinde, ahlaki zindelik vardır. Ahlaki zindeliğin ilk ve temel şartı ise bilgidir. Ancak bu bilgi, eskinin yorumu ve tekrarı olan, çağın gerisindeki bir bilgi değil, özgün ve yeni bilgidir. Ahlaki zindelik, ahlak kavramlarının yaşantı ile iç içe ve etkin bir şekilde eğitim yolu ile toplumdaki fertlerle tek tek aşılanması ile mümkündür. Hâsılı kelam bilginin toplum ile ilgili işlevleri arasındaki en önemli iki sorumluluğu, ahlaki zindelik ve toplumsal kalkınma olarak ifade edebiliriz. Bu iki hususta medeniyetimizi yeniden diriltmenin iki temel ayağını oluşturur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr