• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 18 °C

Medeniyet Ve Teknoloji İlişkisi

Bilal AKGÜL

                

Kadim meselelerimizden biridir başlıktaki ilişki. Meseleye verilen cevaplar salt maddi üretim ile ilgili bir kanaati ifade eden yaklaşımı aşan, kültür, değerler ve medeniyet algısını da ortaya çıkaran bir mantığa işaret ediyor. Oluşturacağımız sorular ve vereceğimiz cevapların bu bütünselliğin arka planını görmemesi, sağlıklı bir sonuç alınmasına engel olacaktır.

Teknolojiye, salt hayatı kolaylaştıran araçlar gözüyle bakmak ne kadar doğrudur? Üretilen teknolojik araçların üreten medeniyetin kültürünü, düşüncesini, felsefesini yansıttığı-taşıdığı iddiası neye tekabül eder? Teknoloji üretiminde geri kalan toplumların kültürel, yönetsel, medeniyet açısından yerliliğini, orijinalliğini koruması, geliştirmesi mümkün müdür? Bir medeniyetin ihyası için öncelikli olarak kazanması gereken dinamikler nelerdir?

Kavram karşılığı, teknik bilgi, fen bilgisi olarak verilen teknolojinin, ilmi ve fikri ilerlemenin bir sonucu olduğu genel kabul gören bir yaklaşımdır. Teknolojiyi tek başına, diğer asli unsurlardan (arka plandan) bağımsız ele almanın nakıs kalacağı izahtan varestedir. Sonucun aktörü-öznesi olan fikri ve ilmi ilerlemenin mantığını, felsefesini öğrenmenin ortaya çıkan sonucun mahiyetini anlam(landırm)ada ciddi veriler sağlayacağı aşikârdır.

Bu gün teknolojinin üretim araçlarını, beyinlerini önemli oranda kendi tekelinde bulunduran medeniyet batı medeniyetidir (Beyin göçlerinin bize maliyeti ayrı mevzudur). Batının seviyesini yakalama konusunda birçok ülkenin-toplumun delirtici bir yarış içinde olmasına rağmen, batıya bağımlılığın azalmadığını, teknoloji üretimi ile ilgili kat edilen mesafenin çok az olduğunu görüyoruz. Peki neden?

İsmail R.Faruki, bunun nedenlerinden birinin “görüşsüzlük” olduğunu ifade eder. Tüm çabaların yoğunlaştığı, kafa yorulduğu modelin batının kendi modeli olmadığını, onun sadece karikatürü olduğunu ifade eder. Batının ilerlemesinin, bilim ve teknolojide fark atmasının nedeni olarak, bizim medeniyetimizden farklı olsa da, bir temel görüşe ve bunu gerçekleştirme azmine dayandığını ifade eder. Faruki şöyle devam eder:”Temel görüşün tabiatı taklide müsait değildir. Ancak arızi (geçici) kısımları taklit edilebilir. Yaklaşık iki asırlık batılı eğitime rağmen Müslümanların Batıdaki yaratıcılık ve mükemmeliyette hiçbir şey üretememelerinin, diğer bir deyişle ne bir okul, fakülte ve yüksek eğitim kurumu ve ne de ilim adamı ortaya koyamamalarının sebebi budur. İslam âlemi kurumlarında bir türlü halledilemeyen düşük standart sorunu da bu temel görüş yoksunluğunun doğal sonucudur. Bilgi peşinde koşma ruhsuz mümkün değildir ve kopya edilmeyen şey de ruhun kendisidir. O da insan, dünya ve hakikat görüşü ile kısacası din ile yansıtılmaktadır.”(1)

Tarihi süreçte meseleyi irdelediğimizde dünyaya yön veren, hükmeden medeniyetlerin belirgin özelliğinin bilgiye hükmeden medeniyetler olduğunu görüyoruz. Seyyid Mevdudi’nin deyimiyle, bu dünya düşünme ve araştırma lokomotifinin çektiği bir trendir. Ona göre bu lokomotifin anahtarları düşünürlerin ve araştırmacıların elindedir (2). Teknolojide geri kalmamızın, kopyalamayı aşamayan üretimlerin nedenlerinden biri ülkemizde düşünme ve araştırmaya gereken ilginin, uygun ortamın yaratılmamasını gösterebiliriz.

R Faruki, mevcut bunalımın kaynağı ve güç merkezi olarak şimdiki eğitim sistemini gösterir. O’na göre İslam Dünyasının genelinde uygulanan eğitim sistemi, gençliğin yoğrulup kıyıldığı, bilincinin Batı’nın bir karikatürü biçimine sokulduğu bir laboratuardır.

Teknoloji, insan üretimi olduğuna, her insanın da bir hayat felsefesi olduğuna göre, üretilen şeyin üreten kişinin dünya görüşünü yansıtması doğaldır. Turgut Cansever mekânın bir ruhu olduğunu, ruhu olmayan binanın beton yığını olmanın ötesinde bir anlam taşımayacağını ifade eder. Bu ruhu, binanın mimarının, ustasının medeniyet anlayışından ayrı tutmak, doğru olmaz. Endülüs, beş asırdan fazladır düşmesine rağmen kalbimizde El Hamra’yı diri tutan, şekle ruh veren medeniyet algısından başka bir şey değildir.

Beş yüz sene önce teknolojinin imkânlarının günümüzle kıyaslanmayacak kadar zayıf olduğu zamanlarda yapılan eserlerin çapında, estetiğinde yeni eserlerin ülkemizde üretilememesinin nedenini nerede aramak gerekir?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr