• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 6 °C
  • Ankara -1 °C

Modern Dünyada İslam

Y.YAVUZYILMAZ

Bugün Müslümanlar ana parametreleri kendi ait oldukları tarihsel, kültürel ve dini değerler tarafından belirlenmeyen bir dünyanın içinde inançlarını yaşamak ve varlıklarını sürdürmek sorumluluğu ile yüz yüzedir. Modernlik olarak adlandırılan bu dönem Batı dünyasının üstünlüğü ile İslam dünyasının gerilemesi ve Batı karşısında siyasal sosyal üstünlüğünü kaybetmesi aynı zaman diliminde paralel olarak yaşandı.

Müslümanların modern dönemde bütün hayatları derin bir sarsıntı geçirdi. Gündelik hayatlarını belirleyen fıkıh bile üstün oldukları bir zaman diliminde üretilmişti. Kuşkusuz bu fıkıhla yenilgi zamanlarındaki ihtiyaçları karşılamak mümkün değildi. Müslümanlar galip oldukları zamanda ürettikleri fıkıhla yenilgi zamanlarını geçiştirmeye çalıştılar. Kuşkusuz bu durum tarihsel bir boşluk doğurdu.

Tüm bu sorunlara bir de modernliği tanımak ve bu düzen karşısında nasıl davranılması gerektiği konusundaki çaresizlik ve şaşkınlık eklendi. Modernlik çoğu kez modern araçlara sahip olmakla karıştırıldı ve arkasındaki zihinsel tutum ve felsefe ihmal edildi. Aslında modernlik , modern ürünlere sahip olmak değildir. Son model ürünlere sahip olmakla insan modern olmaz. Modernlik bir anlayış, bir felsefe, bir dünya görüşü kısaca bir zihniyet meselesidir. Modernliğin ana parametreleri şunlardır:

1-Rasyonalisttir, Yani hakikati sadece aklın sınırları içinde arar,aklı aşan,aklın üstünde ve dışında (vahiy gibi) hiçbir bilgi kaynağını kabul etmez.
2- Biyeycidir.
3- Hümanisttir, Tanrı'nın kutsallığına karşı insanın en büyük değer olarak konumlandırmıştır.
4- Siyasal algısı devlet,ulus,toprak gibi değerleri yücelten milli devlettir.
5- Dini anlayışı laik ve sekülerdir. Tanrı'yı günlük yaşamına karıştırmayan deist bir Tanrı anlayışına yaslanır.

Hasılı modern olmak kolay değil. Modernlik sahip olunan eşyayla ve tüketim kültürüyle ilgili değildir sadece. Bir varlık,ahlak ve bilgi anlayışından beslenir.Yukarıdaki felsefi değerleri benimsemeden sadece tüketmek insanı modern yapmaz israf eden birisi yapar.

Aç bir insanı bir tabak yemek vererek doyurmak mümkündür; ancak açlık çeken korkusu içinde yaşayan insanı doyurmak mümkün değildir. Modernizm insanı sürekli korkutarak tatminsizlik götürür. Dolayısıyla harcamaya,sürekli biriktiren ve yoksun olmaktan korkan tipler ortaya çıkar. Sahip olan,sahip olmak için çaba harcayan her insan kapitalizme en büyük katkıyı yapmaktadır.

Modern insan aslında bütün sahip olduğu imkanlara karşın korku içindedir. Paris'te terörü protesto eden Fransız yurttaşları yanlış olduğu sonradan belli olan bir anonsla hızla,panik içinde kaçmaya başlaması buna en iyi örnektir. Bu sırada insanlar "korkmuyoruz" diye slogan atmaları korkularını ve kaçışmalarını önlemeye yetmemişti. Çünkü modern insanın en büyük korkusu ölüm korkusudur. Onu hayatından uzak tutmak ister sürekli. Bir sloganın ne kadar sanal ve içeriksiz olduğunu yanlış bir anons gözler önüne serdi. Oysa herkes korkar ve korku insani bir şeydir.


Demek ki sorunun cevabı modernite değil medeniyette ,medeniyette yani Medine'de aranmalı. Modern insan yalnızca bencil ve pragmatist değil,aynı zamanda vahşidir de . Ürettikleri siyasal sistem ve siyasi kültür, devasa teknolojik, askeri ve siyasal gücüyle, dünyadaki bütün zulümleri ortadan kaldırmaya gücü yettiği halde kaldırmamakla; halkları da onları bu zulümleri kaldırmaya zorlamadıkları için vahşi ve zalimdir. Çünkü servetlerinin bu zalim düzenin devamında olduğunu görüyorlar.


Kur'an kıssaları karşılığı olmayan tarihsel hikâyeler değildir. Yaşadığımız dünyada mutlaka bir karşılığı vardır. Kıssalar bizi modern dünyanın serbest bıraktığı,onayladığı bir çok değerin insanların çöküşüne yol açacağı konusunda uyarmaktadır.

 
Modern dönemdeki en büyük sorunlardan biri de İbadetlerde kural ve ahlak ilişkisinin kopması şekil dindarlığının ortaya çıkmasıdır. Çünkü namaz, oruç, hac, gibi ibadetler biçim ve irfanın birleştiği eylemlerdir. İbadetler şekil ve biçimselliğe dönüşüp içerik kaybolduğunda ahlak kaybolur. Ortaya namaz kılan ama yalan söyleyen, oruç tutan ama sözünde durmayan, hacca giden ama insanları kandıran tipler çıkar.


Dini yaşamda yapılan pratik ibadetlerde biçim içerik bütünlüğü önemlidir. Modernliğin hayatı parçalara bölen anlayışı dini pratik hayattan ayıran bir yaşam tarzı önermektedir. Oysa dini hayattan ayırmak mümkün değildir. Dini pratikler yaşam içinde uygulama alanı bulduğu andan itibaren anlam kazanırlar. Modern hayat ibadetlerdeki biçim içerik bütünlüğünü de bozmuştur. Aslında bu her dönemde görülecek bir olumsuzluktur; ancak bu olumsuzluk modern dönemde daha da yaygınlaşmıştır.

Her ibadetin bir biçimsel bir de içsel ahlaki yönü vardır. Örneğin abdest alırken ağzını temizleyen insanın eylemi iki yönlüdür. İlki fiziksel temizlik, ikincisi ağzından kötü söz çıkmaması için içsel eylemidir. Din biçimsel ve ahlaki yön örtüştüğünde anlam kazanır. Örtüşmediğinde gösterişçi dindarlık doğar.

Hayata Allah'a sorumluluk bilinciyle bağlı her insan bilinçli ibadet eden insandır. Bilinçli ibadet hayatı bütünlük içinde kavrayan bir anlayışla temellendirilebilir. Bilinçli ibadet ibadetin sonuçlarını hayatına adalet, özgürlük,eşitlik ,fakirlere ve yoksullara yardım olarak taşıyanların ibadetidir.

İslam’da sosyal hayatı dışlayarak yapılan hiçbir ibadet yoktur. İbadetlerin bireysel olmaktan çok toplumsallığı besleyen bir tarafı vardır. Bireyleri toplumsallıktan ayırmak mümkün olmadığına göre onların hayatına anlam veren dini pratikleri de kendi psikolojik yaşantılarıyla sınırlamak mümkün değildir.

İnsanlar için adil şahitler olmak, onların sorunlarını dert edinmek ve çözmeye çalışmakla mümkündür. Toplumsallıktan soyutlanmış bir dindarlık veya ibadet anlayışının İslam’da yeri yoktur.

İslam'dan ne anlıyoruz? İslami değer ve hükümlerin yol göstericiliğinde nasıl bir dünya inşa etmeyi düşünüyoruz? “Kendisi himmete muhtaç dede” hükmünde olan bizler neden bu durumdayız? Neden Müslümanlar durmadan kendi aralarında çatışıyor? Her insan grubu gibi Müslümanların da ihtilafa düşüp birbiriyle çatışması bir yere kadar doğal ama neden Müslüman olduklarını beyan ettikleri halde ihtilaflarını İslam'ın amir hükümlerine göre çözmeye yanaşmıyorlar? Bu durum İslam'dan mı, yoksa bir biçimde şekillenmiş bulunan sorunlu İslami anlayışımızdan mı kaynaklanıyor?

Bu meşru soruların çözümünü kendi dışımıza havale ederek sorumluluktan kurtulamayız. Hiç kuşkusuz sorun bizim İslami anlayışımızdan kaynaklanıyor. Yenilenmede oradan başlayacaktır.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr