• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 12 °C
  • Ankara 11 °C

Modern hayatların gelenek özlemleri

Ayhan ŞİMŞEK

Mazi olanın tüm eskimişliğine, eksikliğine, zorluğuna rağmen hep hasretle yad edildiği çağın insanları, kandillerini da alıp yola çıktılar, bahaneler bulmak için...  Zira "artık hiçbir şeyin tadı yok" diyenler, sadece bastonu üstünde, burnu yere değen yaşlılar değildi artık, çocuklardı da...  Ne elmaları eskisi kadar kırmızı, ne hayvanları eskisi kadar sevimli, ne suları eskisi kadar berrak,  ne koşup oynamanın tadı eskisi gibi, ne bayramları, ne özgürlükleri... 

Hırçınlıklarına, mutsuzluklarına, yalnızlıklarına bahaneler bulmak için ayakları şişene kadar koşuşturdular.  Kandillerini da alıp evlerine döndüklerinde kadınlar, buldukları tüm bahaneleri çöp poşetine doldurdu, bahanesiz organik bir sofralar kuruldu.  Adamlar başlarından aşağı döktü gücü, saltanatı, bereketi...  Çocuklar koştu geldi sofraya, ancak oturmadan önce bir hamle yaptılar,   uzanıp açtılar televizyonlarını. 

Yediler. Hiç farkında olmadan...  Kederi...  Ve gözyaşını, kanı, üstüne içtiler yediklerinin.  Tüyler ürpertici kıyımların tiksinti ve rahatsızlık uyandırmadığı anda refahın meyvelerinin neden artık lezzet vermediği,  çağın getirdiği zenginliklerin yaşamın tadını neden terk ettiği merak edildi... Bilmem kaçıncı kez yaktılar cılız kandillerini…  Esprileri daha komik, şarkıları daha gür, sahneleri daha renkliydi artık ama nafileydi işte her şey...  Tatsızdılar.  O denli küresel duyuyor, biliyor, görüyordular ki artık kendi sıradan, bencil, adanmamış hayatları, ehemmiyetini kaybetmişti... 

Bir fotoroman gibi sergileyip birbirlerine alkış tuttukları sanal hayatlarının hiç bir mutlu karesi,  diğer yandan maruz kaldıkları yüksek ızdıraplı kareleri bastıramıyordu. Şuuraltında sinsice sancıdığının farkında olmadıkları o muazzam farkındalık,  o denli yüksek ve tiz bir dalga halinde tahammül eşiklerinin üzerine çıkıyordu ki adeta sağırdılar, dilsizdiler, kördüler... Kandil ışığında buldukları bahaneleri çapsız, çabaları göstermelik, çözümlerinin feri yoktu.  Bilinç altlarındaki kötü huylu farkındalık;  -her öğün dürdükleri ekmeklerine evvelce hafızalarına yer etmiş şu kareden, bu kareden, az da şundan bir fiske serpen gizli bir el gibi-  yediklerini içtiklerini güldüklerini ve ışıklarını soğurup geride kül rengi ruhlar bırakıyordu.  Öyle ki ölmekte olanların gözlerinin önünden kendi hayatları geçmedi. Film şeridi gibi maruz kaldıkları sahneler geçti...     Eski olanın tüm yoksunluğuna, eksikliğine, çetinliğine rağmen hep özlemle anıldığı çağın insanları  maruzdular  HAYATLARINA…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr