• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 13 °C
  • Ankara 7 °C

Muhafazakar Siyaset

Y.YAVUZYILMAZ

Muhafazakarlık günümüz siyasetini en fazla etkileyen akımların başında gelmektedir. Aslına bakılırsa muhafazakârlık, tarihe, geleneğe, kültüre önem veren, keskin devrimci dönüşümlere karşı aşamalı değişimleri önemseyen bir siyasal duruştur.

Muhafazakarlık bir siyasal akım mıdır, yoksa her siyasal akımın içine sinmiş bir anlayış mıdır konusu bir hayli tartışmalıdır. Muhafazakarlık bir siyasal akım değil de, geçmişi referans alan bir anlayış ise, her akımın içinde muhafazakar olarak anılanlar olabilir. Dolayısıyla Muhafazakar liberalizm, muhafazakar dindarlık, muhafazakar milliyetçilik, muhafazakar Kemalizm hatta siyasal olarak tam karşısında olmasına karşın muhafazakar sosyalizmden bile söz edilebilir.

Muhafazakarlık doğası gereği din ile ilişkilidir. Çünkü toplumun geçmişten taşıdığı en önemli değerler din ile bağlantılı olan değerlerdir. Bu anlamda muhafazakarlığın mutlak anlamda din karşıtı olması gerekmez.

Toplumun geçmişinden taşıdığı ve vahiy karşıtı değerleri dini değerlerin önüne konulmasında ısrar eden muhafazakarlığın sorun alanı oluşturduğu muhakkaktır. Ancak dinin de zaman içinde bir gelenek oluşturduğuna kuşku yoktur.

Gelenek, muhafazakar düşüncenin en önemli kavramlarından biridir. Din ve muhafazakarlık arasındaki bağlantıyı analiz edebilmek için geleneğin sorgulamasını yapmak gerekir. Bilindiği gibi İslam geldiği anda geleneğin tüm formlarını kabul etmiş veya karşı çıkmış değildir. Hz. Peygamberin “ Cahiliye döneminde güzel olan İslam’da da güzeldir” hadisi, geleneğin mutlak reddedilmesi gereken bir kavram olmadığını göstermektedir.

İslam, gelenek karşısında üç tür tavır geliştirmiştir.

1-Geleneğin bir kısmını onaylamak.

2-Geleneğin bir kısmını reddetmek.

3- Geleneğin bir bölümünün formunu değiştirerek kabul etmek.

Dostluk, yardımlaşma gibi toplumun geçmişinden getirdiği değerler kabul gördüğü gibi,cahiliye döneminde haksızlıkları gidermek için oluşturulan “Erdemliler İttifakı (Hılf’ul Fudul) gibi örgütler olumlanmıştır. Ancak bu durum geleneğin tümden onaylandığını göstermez. Nitekim kız çocukların gömülmesi, faiz, zina gibi gelenekler tümden reddedilmiştir. Bir de formu değiştirilerek kabul edilen geleneksel davranışlar vardır. Örneğin Cahiliye döneminde Kabe çıplak olarak tavaf ediliyordu; İslam Kabe’yi tavafı form olarak kabul etmiş, fakat içeriğini değiştirmiştir.

Türkiye siyasetinde özellikle Ak Partinin kendini muhafazakar-demokrat olarak tanımlamasından sonra, muhafazakarlık daha çok gündeme gelmiştir. Ak Partinin hem muhafazakar olarak kendini tanımlaması, hem de yerleşik statükoyu değiştirmek için değişim öncelikli siyaseti çelişki gibi görülebilir. Burada anlaşılmayı zorlaştıran etken Ak Partinin muhafazakarlığı tarih ve din ile kurduğu bağlantıdan dolayıdır. Yoksa siyasal anlamda Ak Parti mevcut statükoyu korumak anlamında asla muhafazakar olarak tanımlanamaz.

Muhafazakar -dindar seçmenin siyasal davranış kodlarını doğru analiz için:
1- Sünni siyasal aklın davranış kodlarını,

2- Türk ve Kürt geleneksel devlet anlayışının anlamını,

3- Düzen fikrinin epistemik yapısını,

4- Cumhuriyet döneminde dindarların yaşadığı travmayı,

5- Özellikle 27 Mayıs ve 28 Şubat gibi doğrudan muhafazakar siyasetin imkanlarını markaja almaya dönük laik ve ulusalcı siyaseti,

6- Modern dünyada dindarların toplumsal değişimlerini,

7- Sol-sosyalist ideolojinin din okumasını, iyi analiz etmek gerekir.

Bu analizler sağlıklı bir şekilde yapılmadan muhafazakarlık-din ve siyaset arasındaki ilişkiyi doğru anlamlandırmak mümkün değildir.

Muhafazakarlığa yöneltilen eleştirileri sosyolojik temelden yoksun görüyorum. Bu eleştirilerden biri Neo-liberalizm karşıtı veya sol İslamcılık diye kendini konumlandıran tarih ve sosyolojik gerçeklerden kopuk İslamcılıktır. 
İkincisi ise bu toprakların değerleriyle sahih bir bağ kuramamış sol-sosyalist gelenektir. En trajik olanı ise entelektüellerden bazılarının muhafazakarlığı Batıdaki gelişime bağlı kalarak yorumlamalarıdır.

Muhafazakarlığın karşısında kendini konumlandıran Radikal ideolojiler ve devrimci anlayışlar neden yeterince taban bulamıyor? Sorusu da son derece anlamlıdır.  Çünkü ütopik devrimci ideolojiler gerçekleşemeyecek kadar kusursuzlar. Oysa ne insan ne de hayat kusursuz değildir. Bu yüzden Rahmetli Aliya İzetbegoviç ütopyayı doğası gereği ateist bir tasarım olarak niteliyordu. Müslümanın yaşadığımız dünyada ütopyası olmaz. Çünkü yaşadığımız dünyada kusursuz ütopya tasarımı insanın yaratılış ontolojisine aykırıdır. İslam, ideal değerler uğruna insanları mücadeleye çağırmaktadır. Bu mücadelenin adı da İslam’dır ve hayat devam ettiği sürece, kıyamete kadar sürecek kesintisiz bir mücadeledir. 

Bu mücadele sürecinde hiçbir grup, cemaat, İslami anlayış kendi İslami öğretisini temel alarak diğer insanları bu öğretiye uymak için zorlayamaz. Sadece kendi yorumunun İslami olduğunu öne sürmek kimsenin iddiası olamaz. İslam’ı bir din olarak hiçbir kimse kendi anlayışı ile sınırlayamaz. Dinin araçsallaştırılmasına yol açacak bu girişimlerden uzak durmak gerekir.

Aslında bütün sosyal hareketlerde dinin bir yorumu temel alınır ve ona göre bir ideoloji oluşturur. Tarihsel süreç dinin çeşitli seviyelerde başka ideolojileri temellendirmek için kullanıldığına şahittir. Dinin mesajını örselemeden iyilik yönünde kullanılması normaldir. Din zaten karşımıza çıkan sorunlarda hangi yöntemi takip edeceğimiz, hangi ahlaki ilkelere uyacağımız yönünde bize yol gösterir. Sorun olan sosyal hareketlerde ve iktidar kavgasında Allah rızasının önemsenmeyip dinin başka amaçlar için kullanılıp araçsallaştırılmasıdır. Ne yazık ki, dinin araçsallaşmasını eleştiren insanların çoğu da başka bir araçsallaştırmanın eşiğinde dururlar.

İslam’a göre geçmişten gelen her değer kötü olmadığı gibi, yeni ortaya çıkan her şey de iyi olarak adlandırılamaz. Bir davranışın değeri, dinin temel ahlaki değerlerine aykırı olmamasıyla değer kazanır. Bu yüzden gelenek tümden reddedilemeyeceği gibi tümden onaylanamaz da.

Ayrıca siyasal anlamda mevcut statükoyu korumaya çalışan Ulusalcı milliyetçiler ve Cumhuriyet halk Partisi siyasal anlamda muhafazakar olarak tanımlanabilir. Buna karşı statükoyu değiştirmek isteyen Ak Parti devrimci ve dönüşümcüdür. Tarih, gelenek ve dini değerlere sahip çıkmak anlamında ise Ak Parti CHP ve ulusalcı milliyetçilerden çok daha muhafazakardır.

Sol-sosyalist ideoloji, İslamcıların bir bölümü muhafazakarlığı reddederken; tarih ,toplum ve dinin tarih içinde farklı yorumlarını da reddetme eğilimine girmişler bir anlamda tarihsiz kalmışlardır. Aslında Sünneti de reddederek “tek kaynak Kur’an’dır” anlayışına sığınan bir takım İslamcılar da yaşadıkları tarihsizliği de itiraf etmektedirler. Unutmamak gerekir ki, Hariciler’in sadece Kur'an tezine karşı Hz. Ali, "Onlarla Kur'an üzerinden değil, Sünnet üzerinden tartışın " diyordu. Çünkü Sünnet vahyin tarihsel yürüyüşüdür. Vahyin nasıl hayat bulduğunu gösterir. Vahyin somutlaşmış hali Sünnet olmasa, hermetik/felsefi/tasavvufi aşırı yorumların önü alınamaz. Bazı ayetlerin İsmaili yorumlarına bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Sünnet karşıtları, büyük ölçüde Kur'an'a istediğini söyletemeyenlerdir. Hz. Peygamberi aradan çıkarabilirlerse bunun kolaylıkla başarılabileceğini düşünmekteler.

Muhafazakarlık, diğer sosyolojik kavramlar gibi farklı tanımlamalar açıktır. Bu yüzden mutlak olarak reddedilmesi gereken bir anlayış değildir. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr