• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 4 °C
  • Ankara -2 °C

Müslüman'ın Tavrı

Abdullah YEKTA

İbni Hişam siretinde bir olay anlatır. Peygamber(sav) ve bir avuç ashabı, Ebu Talip mahallesinde sosyal, ekonomik ve her türlü boykotla karşı karşıya oldukları bir dönem. Müslüman’ın parası var,  yiyecek satın alamıyor. Başkaları kendilerine yiyecek getirmek istiyor, müşrikler bırakmıyor. Oğlu veya kızı evlilik çağına gelmiş evlendiremiyor. Akrabalarını görmek, hal ve hatırını sormak mümkün değildir.  Cahiliye cehaletinin en koyu şekliyle devam ettiği günlerdir. O günlerde Müminlerin durumunu gözler önüne seren bir kareyi söylemekle yetinelim.  Müslüman bir bayan gece karanlığında ihtiyacını gidermek için dışarı çıkar. Dönerken yolda, ayağı sert bir şeye takılır. Dönüp baktığında kurumuş bir deri parçası olduğunu görür. O sert, kurumuş deri parçasını eve getirir, temiz bir şekilde yıkar. Sonra onu tencerede kaynatır. Katkı malzemelerle ondan bir çorba yapar.  Müslüman bayan, üç gün boyunca onunla çocuklarının açlığını giderir.

Müslümanların, Mekke’nin abluka altına alınmış, açlıkla pençeleştikleri zor ve sıkıntılı günlerinde, dönemin iki süper gücü İran ve Bizans savaşmaktadırlar. Müşrikler, ateist İranlıların, Ehli Kitap olan Bizanslılara karşı bir zafer kazandıklarını, övünerek anlatırlar. Müşrikin tafrası, Müslümanları özer. Müslümanlardan biri, Ehli Kitabın da yakında zafer kazanacağını, söyler. Bu iş iddiaya biner. Daha sonra sahabe olayı Peygamber (sav)e anlatır. Peygamberimiz, Rum Suresinin ilk ayetlerinin müjdesini verir ve inen ayetleri okur:

“ Elif, Lâm, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı.

Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir.

 Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, bundan sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir.”(Rum Suresi,1-4.ayetler.)

 Sahabe bu müjdeye sevinir. Çünkü o günün Bizans’ı da, Müslüman’ı da ilahi bir kitaba inanmaktaydılar. İklimleri değişmiş olsa da, aynı kaynaktan akan sudan içmekteydiler. Müslüman, o günün şartlarında, ben açlıkla pençeleşiyorum, bana ne Bizans’tan, Hıristiyan’dan, diyebilirdi. Ama ezilmiş, hor görülmüş ve her türlü hakarete maruz kalmış olsa da, Müslüman’ın bir sorumluğu vardır. O inançlı bir kişi sorumluluğuyla olaylara bakar ve çağı yorumlar. Arap müşrikleriyle aynı kabileden olmalarına rağmen, onlarla aynı duygu ve hissiyatı paylaşmıyorlardı. Bu, benim ırkdaşım, benim kabilemden olan insanlar, diye müşriklerle paralel düşünmüyorlardı. İnançları, aslından uzaklaşmış olsa da, inanan(Bizans)tan yana tavrını koyuyorlardı. Buna karşın Mekke müşrikleri de kendileri gibi putperest olan İranlıların kazanmalarına seviniyorlardı.

19.  ve 20. Yüzyıllarda ırkçı ve kavmiyetçi unsurlar her tarafı yakıp yıktılar. Osmanlı başta olmak üzere bütün Avrupa bu hareketten etkilendi. Bugün ırkçılıktan dolayı parçalanan Dünya tekrar birleşmeye çalışmaktadır.  Fakat Batı ve Avrupa kendi hinterlandı olan bölgelerde birleştirmeye giderken Ortadoğu ve başka yerlerde ayrıştırmaya ve bölmeye çalışmaktadır. Geri kalmış ülkeler ve toplumlar halen ırkçılıkla oyalanmaktadırlar. Türkiye, kültürlerin merkezinden olan konumuyla çoktan bunu aşması gerekirken maalesef halen bu olguyla uğraşmaktadır. Batılı emperyalist güçlerin destek ve yardımlarıyla Marksist ve Leninist sol bir parti ve örgütle halen ülkeyi bölmeye çalışmaktadırlar.  Bugünlerde Kandile yapılan operasyonlarda ölen İngiliz ve Alman ajanlar, yine bu operasyonların başlamasıyla Almanların NATO çerçevesinde Türkiye’ye konuşlandırdığı füzeleri geri çekmesi ve İran üzerinden anti-tank ve helikopter silahlarının PKK’ya verilmesi de Batılıların, Türkiye’yi bölmek için ne kadar uğraştıklarını göstermektedir. Bölünme korkumuzun olmaması gerekir ama yapılanlar da göz önündedir.

Bu olaylarda bir ideali olmayanların oyuna gelmesi mümkün ama mürekkep yalamış İslamcı kardeşlerimizin PKK’nın yandaşları olan insanlara destek vermeleri, onlarla aynı ortamları paylaşmaları, kimi zaman onları masum gösterecek açıklamalarda bulunmaları İslam inancıyla hiçbir zaman bağdaşmamaktadır.  Bağdaşmadığı gibi onların işlediği suçlara da ortak olmuş olurlar. Basın yayında,  sosyal medyada her nerede olursa olsun,  terör örgütüne destek olabilecek her söz ve eylem kişiyi, terör örgütünün suçlarına ortak kılar.

Sakın kimse bu terör olaylarını Kürtlerin hak araması olarak görme yanlışlığına düşmesin. Bu olaylarda en çok yine Kürtler mağduriyet yaşamaktadırlar. İstanbul’un lüks semtlerinde yaşayan insanlar yolsuz ve susuz kalmazlar. Elektrikleri kesilmez, kan ve barut kukusuyla zehirlenmezler. Yine olan Güneydoğuda yaşayan Kürt halkına olacak. Bu insanlar 80 yıl CHP’den çekti yine bir o kadar yıl da Kürt CHP’sinden çekmesinler.

Evet, Müslüman bu dünyada yaşıyorsa ve bu bölgenin havasını teneffüs ediyorsa bu olaylara bigâne kalamaz. Bana ne, diyemezsiniz. Bana dokunmuyor, beni ilgilendirmez, diyemezsiniz. İnançlı olan biri açlıktan kırılsa ve bulunduğu yerde mağduriyet de yaşasa, ilgili olmak zorundadır. Başka kıtalarda ki Müslüman kardeşinin ayağına bir diken dahi batsa onu hissetmek zorundadır. Bunu kendi yaşadığımız coğrafyamız için düşündüğümüz gibi başka coğrafyaların insanı için de düşünmeliyiz. Çünkü Müslümanlar bir vücut gibidirler birine bir diken battığında, bütün vücut ondan acı duyar.

 

Selam ve dua ile.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr