• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 13 °C
  • Ankara 7 °C

Nakib El-Attas Ve İslam Metafiziği

Y.YAVUZYILMAZ

İslam, siyasal, askeri, ekonomik ve düşünsel konuda tarih boyunca çok sayıda saldırı ve tehditle karşılaşmıştır. İslam’ın etkisi arttıkça ve sınırları genişledikçe diğer kültürel havzalarla ekonomik, askeri, siyasal ve düşünsel anlamda karşı karşıya gelmiştir. İlk karşılaşma entelektüel anlamda Yunan düşüncesi ile olan karşılaşmadır. Bu kültürel alışverişten Müslümanlar çok kazançlı çıktılar. Yunan düşüncesini İslamileştirdiler ve büyük bir bilimsel-felsefi atılım yaptılar. İkinci büyük karşılaşma askeri anlamda, İslam dünyasında güvenlik anlamında derin sarsıntıya yol açan Moğol saldırılarıdır. Moğollar, İslam dünyasını askeri anlamda baştan aşağı tahrip etmelerine karşın, entelektüel birikimleri yetersiz olduğundan üstünlüklerini kolayca kaybettiler. Kuşkusuz Endülüs tecrübesi, Haçlı Seferleri, Osmanlı –Batı ilişkileri de belirli krizler ve imkanlar doğurmuştur.

Öyle görülüyor ki, modern dönemde karşılaşılan kriz, İslam dünyasının tarihi boyunca yaşadığı en derin krizlerden biridir ve hala devam etmektedir. Daha önce karşılaşılan krizler tek yönlü olduğunda cevap vermek kolay olmuştu. Modern dönemdeki kriz ise ekonomik, kültürel, askeri ve entelektüel yönden eş zamanlı yaşanan derin bir krizdir.

Kuşkusuz bu krizden çıkış yolları üzerinde Müslüman entelektüeller çalışmalarını sürdürmektedir. Nakıb el-Attas’ın entelektüel zeminde yürüttüğü çalışmalar bu açıdan özel bir önem taşımaktadır.  Modern dönemde Müslümanların karşılaştığı meydan okumalarda entelektüel derinliği olmayan yüzeysel değerlendirmelerin ve oluşturulan islamofobia çalışmalarının egemen olduğuna kuşku yok.

İslam ve modernizm arasında yapılan karşılaştırmalarda bir diğer sorun da İslam’ın temel kavramları hakkında yetersiz bilgilerdir. İşte Nakıb el-Attas, “İslam Metafiziğine Prolegomena” adlı kitabında, bu bilgi yetersizliğini giderecek derinlikli analizler yapmaktadır.

Kuşkusuz her medeniyet metafizik bir arka plana yaslanır. Metafizik arka plan yeterli biçimde analiz edilemezse yapılacak tartışmalar istenilen seviyede olmayacaktır. Nakıb el-Attas, modern düşüncenin İslam hakkındaki kafa karışıklığı ve bilgi yetersizliğini gidermek için İslam metafiziğinin dayandığı temel parametreleri Kur’an, Sünnet ve İslam Sufilerinin görüşleriyle temellendirmektedir.

Nakıb-El Attas’ın temel amacı, İslam metafiziğinin ana parametrelerini, kendi kaynaklarından ve bilgi sisteminden hareketle, sistemli bir şekilde analiz etmektir. Attas, İslam metafiziğini temellendirmek için din kavramı, ahlakın ve edebin temeli, İslam’da mutluluğun anlamı ve tecrübesi, İslam felsefesi, varlığın anlamı, insanın mahiyeti ve nefsinin psikolojisi, mahiyet ve zat üzerine ve varlığın mertebeleri gibi konuları ele almaktadır.

Tartışmanın  temeli her medeniyetin metafizik bir sisteme dayandığı ön bilgisiyle başlamalıdır. Attas’a göre medeniyetleri birbirinden farklılaştıran ölçüt dayandığı metafizik anlayıştır.

Hiç kuşku yok ki, İslam metafiziği modern görüşlerin ötesinde kendine özgü nitelikler taşır. Bundan dolayı İslam metafiziği ve modern dünyanın dayandığı değerler arasında belirgin farklar vardır. İlk olarak İslam metafiziği modern dünyanın dayandığı empirist-rasyonalist paradigma ile kendini sınırlandırmaz. İkinci olarak İslam kategorik olarak kutsal-profan ayırımını kabul etmez. İslam metafiziği varlığın birliği ilkesinden hareket eder. Bu İslam metafiziğinin hem dünya hem de ahreti kuşattığı anlamına gelmektedir. İslam’ın dünya görüşündeki özgünlük, modern düşüncenin hiç vurgu yapmadığı gayb alemi tasavvuru, onu kendi kavramları içinde ele almamız gerektiğini açıkça göstermektedir. Öte yandan İslam’ın doğruluk ve gerçeklik anlayışı modern düşüncenin kabul ettiği anlayıştan tamamen farklıdır ve ancak kendi metafiziği içinde anlamlandırılabilecek bir durumdur.“Bir bütün olarak hayat perspektifi dahil görünür alemlerin yanı sıra gayb aleminin de metafizik araştırması olan İslami gerçeklik ve doğruluk görüşü, ne tamamen çeşitli kültürel gayelerin, değerlerin ve fenomenlerin ‘suni insicam’ içerisinde toplanmasından oluşturulan bir dünya görüşüdür ne de koşullara uygun bir biçimde değişen paradigmalarla aynı çizgiye dönüşmek ve ucu açık bir gelecek oluşumu için belirsiz kalmak zorunda olan felsefi teoriler ve bilimsel keşiflerin tarihine ve gelişim sürecine istinat ederek tedricen teşkil edilmiş bir şeydir.”(Nakıb El-Attas,İslam Metafiziğine Prolegomena, Küre yayınları)

Nakıb el-Attas’a göre İslam batı düşüncesinin geçtiği aşamalardan geçmemiştir. İslam’ın gelişim tarihi kendine özgü özellikler taşır ve batı toplumlarının ve düşünce serüveninden farklı bir yol izler. “Dünya görüşünün temel unsurlarındaki değişimleri ihtiva eden düşünce ve değer sistemlerindeki kaymalara taraftar olanlar, kültürlerin tüm formlarının bu tür kaymaları tecrübe etmeleri gerektiğini söyleyebilirler. Aksi takdirde, değişen koşullara sahip etkileşim sürecinde kendi kendini tüketir, üretemez hale gelir ve öylece kala kalırlar. Fakat bu yorum sadece düşünce ve değer sistemlerinin kendi zamanlarındaki bilimin kültürel ve felsefi unsurlarından elde edildiği medeniyetlerin tecrübesi ve idraki içinde doğrudur. İslam, bir kültür formu değildir. İslam’ın gerçeklik ve doğruluk tasavvurunu yansıtan düşünce sistemi ve ondan elde edilen değer sistemi, yalnızca bilim tarafından desteklenen kültürel ve felsefi unsurlardan oluşturulmamıştır. Bilakis onun temel kaynağı, dinin tasdik ettiği aklın ve keşf yoluyla ulaşılan ilkelerin kabul edildiği vahiydir.”(Nakıb el-Attas, İslam Metafiziğine Prolegomena).

Nakıb el –Attas’a göre batı düşüncesinde ‘gelişme’ diye adlandırılan süreç İslam’a atfedilemez. İslam yorum ve detaylarda meydana gelen değişim ve farklılıkları kabul eden, ancak temelde yer alan vahiy hakikatleri gelişme kavramının dışındadır. İslam medeniyetinin ve dolayısıyla metafiziğinin temeli vahiydir.Vahiy Allah tarafından gönderilen, peygamberin zihninin hiçbir şekilde müdahil olmadığı ilahi bilgi türüdür. Ayrıca batı dünyasında dil felsefecilerinin öne sürdüğü dilin gerçekliği tam olarak ifade edip etmeyeceği konusundaki tartışmanın da İslam’a bir ilgisi yoktur.

Nakıb el –Attas’a göre batı düşüncesinin temel özelliği bilimsel verilerle elde edilen bilgilerle kültürel gelenekler ve inanç sistemleri arasında uyum sağlama eğilimidir. Bu amaçla dillendirilen ‘dinlerin aşkın birliği’ iddiası doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü bu iddialar tümevarım yoluyla elde edilen deneyimlerden değil, zihinsel çıkarımlardan oluşmaktadır. Attas’a göre yalnızca bir din vardır; Bu da son peygamber aracılığı ile gönderilmiş olan son dindir. Daha önceki peygamberlerin mesajı zaten bu dinde içkindir.

Attas’a göre İslam söz konusu olduğunda zahir-batın anlamların birbirinden ayrılması ve otonom alanlar olarak tanımlanması kabul edilemez. İslam, zahirden hareketle batına doğru giden dikey bir sürekliliği amaçlar. “Din, hem Allah’ın birliğinin (et-tevhit) tasdik edilmesinden ve doğruladıkları tutum ve davranışı onaylayan,kemale erdiren ve pekiştiren O’nun son peygamberi tarafından gösterildiği şekliyle kabul ettiğimiz tutum ve davranıştan müteşekkildir”.(Nakıb el-Attas,İslam Metafiziğine Prolegomena) Kuşkusuz İslam metafiziğinin odak kavramlarının en tepesinde Allah kavramı bulunur. Allah,batı düşüncesinde formüle edilen ve Aristateles’ten itibaren dillendirilen felsefi düşüncelerin ötesinde evreni yaratan,zaman ve mekan dışı bir kavramsallaştırmaya işaret eder.  Attas’a göre İslam, insanı her şeyin ölçüsü olarak gören ve sofistlerden itibaren savunulan öznelci anlayışı kabul etmez.

Attas, temeldeki sorunun bilginin ifsadı sorunu olduğunu savunur. Bu durumun nedeni modern düşüncenin etkisiyle oluşan kafa karışıklığıdır. Batı düşüncesinin yarattığı zihinsel karışıklık, vahye dayana dünya görüşünün doğru anlaşılması önündeki engellerden birini oluşturmaktadır. Attas’a göre anlam bir bilgi sistemi içinde kavramların birbirleriyle ilişkileri sonucu ortaya çıkar. Güvenilir tanımlar yapılmadığı zaman, tanımlanan kavramlar asli anlamlarını yitirir, derin bilgi ve kavrayışın yerini sloganlar alır.

Dil varlık sisteminin en önemli ifade biçimidir. “Dil, ontolojiyi yansıtır. Yabancı anahtar kavramların dile girişi, sadece kelimelerin geçişini değil, bundan daha fazla bu tür kavramların ortaya konulduğu dilin yansıttığı dünya-görüşüyle bağdaşmayan yabancı dünya-görüşünün üst sistemine ait sembolik yapıların geçişini de gerektirir.”(Nakıb el-Attas, İslam Metefiziğine Prolegomena) Bu da doğal olarak bir zihin karmaşasına yol açar. Batı dünyasına ait seküler kavramlarla İslam’ın metafiziğini anlamak mümkün değildir. Attas’a göre seküler kavramının batıda kullanıldığı anlamıyla Kur’an’i bir karşılığı yoktur. Sekülerleşme Batıyı rahatsız etmemesine ve batı tarihinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmasına karşın, İslam dünyasında birçok karmaşaya yol açtı. Sekülerleşmenin hayatı ve varlığı dinden arındırılarak anlamlandırma olarak tanımlanması, İslam’ın dünya görüşüyle en temel farklılığını ortaya çıkardı. Sekülerleşme sadece siyasal alanı değil, toplumsal ve kültürel alanı da etkiler. Batı dünyasında sekülerleşme din ve metafiziğin tasallutundan kurtulma olarak olumlanır. Böylece din ve dünya arasında birbirlerini etkilemeyen bir farklılaşma ortaya çıkar. Bu tanımlama İslam metafiziğine kökten aykırıdır. Nakıb el-Attas’ın dikkat çektiği önemli nokta bir medeniyetin başka bir medeniyet havzasında üretilen kavramlarla anlaşılamayacağıdır.

Attas’a göre batının bilim anlayışı ile İslam’ın bilim anlayışı birbirleriyle örtüşmez. Batıda bilim ve din iki ayrı kategoridir; alanları yöntemleri birbirinden farklıdır ve asla birbirlerinin alanlarına müdahil olmazlar. Oysa İslam dininde kutsal ve din-dışı diye bir epistemolojik ayırıma gidilemez. O halde dili batılı kavramların tasallutundan kurtarmak gerekir. “İslam’a dönüşün asli unsuru olan dilin İslamileştirilmesi, İslam’ın temel kelime dağarcığının Müslüman halkların dillerine katılmasından başka bir şey değildir.”( İslam Metafiziğine Prolegomena) :Batı dünyasında bilgi kavramına yapılan semantik müdahale ve sonrasında bilimsel bilginin tek belirleyici bilgi katmanı olması İslam tarafından kabul edilemez. Batılı bilim anlayışının egemenliği ve İslam toplumlarını etkilemesi sonucunda, İslam’a ait kelimeler yerlerinden edildi ve anlamları dönüştürüldü.

Attas’a göre dilin doğru biçimde kullanılmaması, dile ait anahtar kavramların semantik müdahaleye uğraması,dilin yansıttığı dünya görüşünü de derinden etkiledi. Çünkü bir kültürün ontolojisi ile epistemolojisi arasında derin bir bağlantı vardır. ‘Edep’. ‘mutluluk”, ‘özgürlük’ …vb kavramlar,ancak kendi düşünce sistematiği içinde anlam kazanabilir. Bu yüzden İslam ontolojisi, İslam epistemolojisi içerisinde doğru olarak anlamlandırılabilir.

Attas’a göre İslam düşüncesi, içine giren batılı kavramların ve bu kavramların etrafında oluşan zihniyet dünyasının baskısı altındadır. İslam hakikatle ilgili bilgiyi kendi sistematiği içinde barındırır ve kendi dışında üretilen felsefe ve bilime ihtiyaç duymaz. Attas,din, ahlak, edep, varlık, mahiyet nefs ve varlığın mertebeleri gibi kavramların analizini kitapta ileri sürdüğü tezin doğrultusunda ,İslam metafiziğinden yola çıkarak analiz etmektedir. İslam metafiziğini temellendirme konusunda da temel aldığı alan tasavvuf ve onun dayandığı epistemolojik sistemdir.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr