• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 4 °C
  • Ankara -2 °C

Neler Oluyor Değil, Nasıl Oluyor Bunlar?

Abdurrahman ÖZKAN

 

Siyasi gündemin önemli tartışma konularında taraf olmak için bu tartışmalara dahil olmak yetiyor neredeyse. Çok şiddetli tartışmalar, keskin tanımlamalar, ithamlara şahit olduk, daha da olacağız gibi. Ben bu tartışmaları devam ettirmek yerine, bu tartışmaları sağlayan zemini anlamayı tercih ediyorum. Biraz da bu tartışmaların aktörlerinin uzun gelecekte ne tür algıları yeşerteceği ile ilgili fikir yürütmek istiyoruz.

Türkiye’de farklı düşünce ve anlayışlara sahip insanları ayrıştıran önemli kutuplaşmalar Cumhuriyet kurulalı var oldu. Hatta Osmanlı’dan kalma kutuplaşmalar da var.

İlerici-gerici, Osmanlıcı-Türkçü-İslamcı gibi. Cumhuriyetle beraber ismen değişse de bu kutuplaşmalar, aslında özde değişmemiş gibi. Laik-dindar, Batıcı-Batı karşıtı, sağcı-solcu, Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi.

Kimilerince Türkiye’nin İslamla bağını korumaya çalışan hareketler olarak görülse de 1970’lerdan sonra gittikçe sayıları ve güçleri artan cemaatleri de bu toplumsal bölünmenin başka bir boyutu olarak ele almak gerekir. Yukarıda saydığımız tüm karşı-kutuplar gibi bu cemaatler arasında da farklı anlayışları benimseyenler arasında husumet, hatta şiddetli kavgalara şahit olduk. En nihayetinde bunların önde gelenlerinden biri olarak Gülen Hareketinin etkisini gördük. Belki daha da göreceğiz.

Tüm bu kutuplaşmaların benzerini hemen her İslam ülkesinde görmek mümkündür. Ancak farklı toplumsal kesimlerden bahsedilse de Batı ülkelerinde bu kesimler arasındaki anlayış farklılıklarının İslam ülkelerindeki kadar çatışmaya teşne durumları yoktur. Bunu Avrupa ülkelerinin medeni anlayışlarına mı bağlamak lazım, yoksa bizim birbirimize tahammül edemeyen anlayışsızlığımıza mı? Doğuştan bir toplumun iyi ya da kötü olduğu fikrini kimse kabul etmez. Ben  bunun sebeplerinin daha çok tarihsel olduğüunu düşünüyorum. İslam coğrafyasının son iki yüz yıldır Batı müdahaleciliği karşısında yaşadığı travmaların etkisi ve bu travmaların devam etmesine yönelik manipülasyonların alt yapısının yeterince varolmasına bağlıyorum. Her İslam ülkesi gibi, hatta her Batıyı takip eden dünya devleti gibi Türkiye de bugün çok daha fazla uluslararası siyasetin, kapitalist dünya sisteminin bir parçasıdır. Ne kadar siyaset yapıcı ya da ne kadar üretilen siyasete tabi olduğu ayrı bir tartışma konusudur.

Küresel aktörleri bir tarafa bırakıp içerideki aktörlere bakalım

Gündemin ana konularından biri cemaat siyaset ilişkisidir. Bu ilişki, Ak Parti’nin icraatları vesilesiyle tartışılmaya başlanmıştır. Ve bu tartışma vesilesiyle de Türkiye’de ilk defa bir İslami cemaatin ülke politikalarını etkili bir şekilde eleştirmesi bir yana, yüksek sesle fikir belirtmesine de ilk defa şahit olmaktayız.

Türkiye’de halk-rejim arasındaki kopukluğun bir sonucudur İslami cemaatlerin etkinlik kazanması. Aynı zamanda bu cemaatlerin birbirlerine yönelik tutumları da bu kopukluğun sonucudur.. Cemaatler İslamı yaşatmanın bir formu olmuşlar dindarlar için, ancak devlet uzun yıllar dindarları memnun edemediği için, hatta dini yaşamayı kolaylaştırmak yerine, kimi zaman baskılar uyguladığı için dindarlar bu cemaatlere rağbet etti. Devletin laik kimliğine rağmen, ne bunlara kayıtsız kaldı ne de bunları destekledi. Siyasi hayata dahil olmamalarına rağmen, bunların yaşatılması, desteklenmesi bir yana devlet bunları önemli bir tehdit olarak gördü. Sağ-sol gruplarını idare ettiği gibi bunları da idare etmeyi tercih etti.

Dini Cemaatlerin Siyasal ve Toplumsal Kaynağı

Devletin uzun süre dini, dindarları ve dini cemaatleri yeterince dikkate almamaları önemli sorunlara kaynaklık etmektedir. Son yirmi yıldır yaşanan gelişmeler, din-devlet ilişkisindeki sorunların giderek daha fazla gündemimize gelmesine kaynaklık etmektedir. Özellikle 28 Şubat sürecinin 2002 yılından itibaren azalan etkileriyle beraber, dini cemaatler-devlet ilişkisi çok farklı boyutlarda kendini gösterdi. Gülen Hareketi’nin Türkiye’nin politik gündeminde önemli bir yer edinmeye başlaması, siyasi hareketler tarihi açısından değil, ama dini hareketler bağlamında Türkiye’de birçok ilkin gerçekleşmesinde önemli bir aktör olduğunu gösterdi. Önce askeri vesayetin geriletilmesi, daha sonra da yolsuzluk operasyonlarına sözcülük etmesi, bu hareketin hem kendisi hem de diğer İslami cemaatlerin geleceği ile ilgili çok önemli soruları önümüze koymuştur.

Hareket gönüllülüğe dayalı bir sivil oranizasyon olduğu için yapısının resmi bir kaydı da bulunmamaktadır. Oysa hareket, ihalelere, iktidarın rant dağıtımına, dış ilişkiler politikasına yönelik eleştirileri yüksek sesle dillendirip buna paralel olarak müntesiplerine eylem engelleyici görevlendirmeler yapabilmektedir. Müdahalelerin asılsız mı gerçek payı var mı, bu önemli değil aslında. Önemli olan, bir dini cemaate bağlı devlet görevlilerinin cemaatteki emir ve direktiflere bağlı olarak görevini yapmasıdır. Devlet görevlilerinin bireysel kararları olsa da, tartışma konusu olan bir memurun bir camaaat tarafından savunulması, bunu eleştiri malzemesi yapması dahi birçok soruyu beraberinde getirecektir. En genel anlamıyla, cemaat ve memur arasındaki ilişki sorgulanacaktır. Bugünlerde yaşadığımız tam olarak budur.

Aslında memur-cemaat ilişkisinin ve bu ilişkinin nasıl yürütüldüğüne dair birçok tarif vardır, yapılmaktadır. Türkiye bu ilişkinin yarattığı sorunları konuşmaktadır. Bu konuşulanlar başka bir cemaat için de yeri geldiğinde konuşulacaktır. Bu anlamda her cemaat potansiyel sorun yaratıcı bir referans olabilir, ya da öyle yaftalanabilir, tanıtılabilir. Sorun sadece cemaatler-devlet ilişkisi açısından değil, cemaatlerin asıl faaliyeti olarak bilinen dinin tebliği için halka nasıl gideceği de önemli bir sorun olacaktır. Nitekim bazı dini vakıf ve dernek temsilcileri bunu ifade etmeye başladılar.

Eski Anlayışlar, Eskimemiş, Hatta Bileylenmiş Taraflar: Radikal İslam-Amerikancı İslam

Eğer orta vadede Gülen Hareketinin iç dinamiklerle değil de dış dinamikler tarafından yönlendirildiği ya da en azından siyasal ve dini söylemlerinin Türkiye’nin iç huzuruna ve menfaatlerine hizmet etmediği kanısı yerleşirse, sadece bu hareketin birikimleri değil, başka İslami cemaatlerin de faaliyet ve ifade alanlarının gerilemese de sınırlarını daha fazla genişletmekte sorular doğuracağı söylenebilir. Başka önemli bir sonuç, radikal İslami cemaatler için söylenegelen İrancılık etiketi gibi Gülen Hareketine de başka ülke-lerin etiketi yapıştırılacaktır. Aslında radikal İslami cemaatler için kullanılan etiketlere benzer etiketleri bu radikal cemaatler de Gülen Hareketi’nin İslam anlayışını yargılamak için çok erken dönemde kullandılar. Amerikancı İslam gibi. İki farklı eğilimin birbirleri hakkında eleştirileri Ak Parti döneminde fazla görülmediyse de her zaman vardı. Gezi olayları ile başlayan süreçte bu iki dini ve siyasi anlayışın seksenlere dayanan retoriği en keskin haliyle yeniden gün yüzüne çıkmış durumdadır. Rejim-halk, iktidar-halk kaynaşması bir yana, halk arasında önemli bir tartışma ve bu tartışmanın beslendiği din ve siyaset konusundaki anlayışlar farklılıkları, bazı dini cemaatler arasında bir tartışmanın ötesine geçip daha geniş kitleleri de etkileyecektir.

Ak Parti’nin Toplumu Dönüştürmesine Tepki

Söz konusu sürecin taraflarından biri olarak Ak Parti iktidarı, siyaseti, sert eleştirilere muhatap olmaktadır. Eleştirilerin ciddiyeti ya da asılsızlığından daha çok daha geride duran, çatışma zemini hazırlayan sebeplere bakmak istiyoruz. Eleştirilenler; eğitim, kültür, sanat, dış politika, ekonomi politikalarıdır. Bu eleştirilerdeki iddialar; eğitim politikalarının dini ve dindarları dikkate alması, batılı anlamda kültür ve sanat yatırımlarına destek vermemesi, ekonomik yatırımlarda ihale rantlarının adil ve eşit şekilde dağıtılmaması ve toplumun yönünü batılı devletlere ve değerler sistemi yerine, Asya ve Arap ülkelerine çevirmesidir. Dindar ve muhafazakar, milliyetçi kesimin de az da olsa dahil olduğu, ama daha çok laik-seküler kesim, vesayetçi politikalar olarak adlandırılan politikaların ülkeye istikrar getirmediğinden şikayet etse de, Ak Parti’nin Batı-dışı dünya ve değerlerle bu denli flört etmesini bir endişe kaynağı olarak sunmaktadır. Ak Parti iktidarının bu denli uzun sürmesi, toplumun endişe ile baktığı politikalar doğrultusunda dönüştürüleceğine dahir tepkilerin her alanda ivedilikle ve şiddetle dile getirilmesini beraberinde getirmektedir. Bu endişeyi şiddetli hale getiren başka bir sebep ise, Ak Parti’nin rejimin koruyucu kurumlarını, asker, polis, yargı, istihbarat gibi, ele geçirdiği izleniminin yaygınlaşmasıdır. Cumhuriyetin çağdaş birikimlerinin tersyüz edileceği, başka bir kimlik verileceği endişesi, yolsuzluklar (eğer varsa) olmasa da başka vesileyle dile getirilecektir. Bu endişeler, bu icraatlerın şeffaf ya da örtülü, kirli bir şekilde yürütülmelerinden önce iktidarın kimliği ve bu kimlikle bağlantılı icraatlarla ilgilidir. Bu endişeleri devam ettirecek hangi parti olursa olsun, oy oranı ne olursa olsun, ne kadar toplumsal refahı yükseltirse yükseltsin, eleştirilerden kurtulamayacaktır. (Aynı endişeleri dindar, muhafazakar kesimler de yaşadı.) Bunların dile getirilme biçimlerine hergün her konuda şahit olmaktayız.

Sonuç

Sonuç olarak, Türkiye’deki toplumsal çatışmalar ve bu çatışmaların kaynağı güncel gelişmeler olduğu kadar tarihseldir de. Tek tek güncel oolayları ya da olaylar zincirini, birşeylerin bir anda yanlış gitmesine bağlamak olanaksızdır. Gelinen noktada, toplumun farklı kesimleri arasındaki çatışmalar ve bu kesimlerin siyasi iktidara karşı tutumlarının temelinde yatan sebepler, içerik olarak değişse de form olarak değişmemektedir. En temel kavga, toplumda hangi yaşam anlayışının hakim olacağı ve bunun için kimin önemli kurumları yöneteceği kavgasıdır. Bu kavgada ard arda geçilen birçok haber ve ithamın doğruluğunu sınamak zor bazen de imkansız olmaktadır. Bu sebeple, tarafların enformasyon bombardımanının gönüllü bir alıcısı olmak yerine, tüm bu olayların nasıl okuduklarını anlamak için geriye yaslanıp büyük haritaya, uzun yürüyüşlerin izlerine bakmak daha iyi fikirler verecektir bize.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr