• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 19 °C
  • Adıyaman 15 °C
  • Ankara 7 °C

On Beş Temmuz

Abdullah YEKTA

On beş Temmuz’un en önemli kazanımlarından biri seksen yıldan bu yana itilmiş, ikinci sınıf muamelesi görmüş; her olayın ardında devletin düşman zannıyla yargılamış olduğu muhafazakâr kesimin merkeze yürümesidir. Bu kesim devletin has sahibi olduğunu anlamış ve bunu eylemleriyle kamuoyuna duyurmuştur.

Cumhuriyet dönemi ve sonrasında kamusal alandan dışlanmış; camii, Kur’an Kursları ve din eğitimi yapan dernek, vakıf ve tekke gibi kurumlar vasıtasıyla dinini yaşayan ve yaşatan kesim, sahipsiz kalan devlete; polis teşkilatı ve askeriye dâhil müesseselerine sahip çıkmışlardır.

İran, Mısır, Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerde uzun yıllar kan dökülerek halka benimsetilmeye çalışılan müesses nizamlar karşılık görmezken Türkiye’de on beş yıldan bu yana takip edilen müspet siyasetin sonuncunda halk devlete sahip çıkmıştır. Sosyolojik olarak incelenmesi gereken bu olay Türk siyasi tarihinde dönüşümün gerçekleştirildiği önemli bir dönüm noktasıdır.

Siyaset bu olaydan yeterince ders çıkarabildi mi?  Yurt içinde dağlarda ve kent merkezlerinde her gün insan kanı dökenler, yurt dışında bütün şer odaklarıyla kol kola girip de Türkiye’ye saldıranlar ve yine bir ifsadın peşinde koşarak yollara düşüp de yürüyenlere bakılırsa hayır, ders alınmamıştır. Siyasetçilerimiz, daha akıllıca bir siyaset takip edeceklerine kendi ülkesinin ve kendi insanının ayağının altını oymaktadırlar.

İktidar partisi açısından baktığımızda, bu bir yıl içinde var olan olumlu zemini lehte kullanamamıştır. Bu müspet tablodan iktidar partisinden daha ziyade her dönem menfaatleri için iktidar partilerine koşanlar yararlanmıştır. Bu partinin kuruluşunda fikren hiçbir beraberlikleri olmayan insanlar en çok yararlanmışlardır. Daha önceleri FETÖ örgütü içindeki unsurlarla temasa geçip onlardan yararlananlar bu sefer iktidar partisi içindeki birtakım unsurları kullanarak nemalanmışlardır. Tabii olarak muhafazakâr halk da bu durumu üzüntü ile seyretmektedir.

İktidar veya devletin zaafa düştüğü noktalardan belki de en önemlisi tutuklu ve işten atılan insanların durumudur. Faal olarak bu örgütte etkin olanlara elbette acınmasını istemiyoruz; fakat hasbelkader sendikalarına üye olanlar, derneklerine bilinçsizce kayıt olanlar ve bankalarında bir şekilde para transfer işlemini yapanlar ile yönetici olan, insanları bu örgütün emelleri doğrultusunda yönlendirenlerle bir tutulmamalıdır. Kendi çocuğunun geleceği için bunlara yakınlık duyan insanlarla asıl suçluları birbirinden ayırmak gerekir. Bugün asıl suçlular yurt dışında elini kolunu sallayarak gezmektedirler. Bu durumda yakınları işten atılan ve tutuklu olanlar ister istemez sitem etmektedirler. Biz ne kadar örgütün cezalandırılmasını istersek isteyelim, bu örgütle ciddi bir muhabbeti olmayan insanların dramını anlamamız gerekir. Suçlu insanların ayıklanması gerekir. Bu iş gün geciktikçe bir yaraya dönüşmektedir. Bu beraberinde siyasi muhalefeti de doğurur.

Başkanlık sisteminin Türkiye’ye gelmesiyle beraber, en başta ülke zarar görecek fakat kendisini yenileyemeyen iktidar partisi bu durumdan daha fazla zarar görecek taraf olacaktır. On beş Temmuz bir “karşı devrim “olarak başarılı olmuştur fakat “ Devrimleri devam ettirmek ve dönüştürmek devrim yapmaktan daha zordur.” olgusu bu bir yıl içinde net olarak ispatlamış durumdadır. İktidar ve siyaset on beş Temmuz ile beraber ortaya çıkan olumlu ve haklı durumu yeterince değerlendirememiştir.

Yurt dışındaki bütün Türkiye düşmanlarıyla iş tutan nifak hareketi FETÖ örgütü ise henüz hatalı olduğunu ya da hatasını düzeltme adına en ufak bir iz, belirti göstermemektedir. Türkiye’nin aleyhine çalışan hangi mihrakı deşsen en alt çukurunda FETÖ örgütünü ve onun izlerini görüyoruz. Bu karanlık örgütü daha henüz ortaya çıkmamış bütün yönleriyle deşifre ederek hak ettiği cezayı vermek gerekmektedir. Türkiye; sağcı, solcu,  muhafazakâr ve İslamcı örgütleri gördü fakat hiçbirinin kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinden daha üstün tutarak kendi ülkesinin aleyhine bu kadar adice çalıştığı görülmedi. Dindar görünüp de dini kuralları kendi menfaatleri için çiğneyerek, kendi menfaatleri için değiştiren bir cemaat görülmedi. Takiyye bu örgütün ahlakı haline gelmiştir.  

 Türkiye bundan böyle yeni bir tehlike ile de karşı karşıya kalabilir. 1980 sonrasında Diyarbakır ceza evininde PKK’nin doğuşunu iyi tahlil etmek gerekir. Diyarbakır ceza evinde bilinçli olarak yapılan fiziksel ve psikolojik işkenceler, birkaç yıl sonra dağda savaşan bir örgüt doğurmuştu. Aynı olgu FETÖ için de söz konusu olabilir.  Ceza evlerinde birkaç sene içinde çok farklı bir hüviyette bir örgüt ortaya çıkabilir. PKK bittikten sonra batılı güçlerin elinde maşa olarak kullanılan farklı bir örgüt başımıza bela olmasını istemiyoruz. On beş Temmuz demokrasi zaferi olarak kutlanmaya namzet bir gündür.

Selam ve dua ile.

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr