• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 4 °C
  • Ankara -2 °C

Oysa Ölen Tanrı Değildi Kaybolan Ruhtu

Ayhan ŞİMŞEK

Günümüz insanı,  antik çağlardaki insanlar gibi yontulan bir heykel olmuş adeta! Ama bu heykel, taş yontularak değil, insan yontularak yapılmakta; nefes alan bedenler ruhlarından arındırılmış, oradan oraya koşturan, amacından uzaklaşmış robotlar misali…  Antik çağlarda yapılan heykeller, günümüze kalan “sanat eseri” niteliği taşırken, bizler geleceğe ruhu öldürülmüş bedenler gönderiyoruz. Bu ruhsuz bedenleri inşa eden günümüz sistemi, bu bedenlerin oyalanması ve sistemin sürdürücüsü olması için de “amaçlar” var etmiştir; varlığımızın kanıtı “tükettiklerimiz” üzerinden anlam kazanmış, ne kadar tüketirsek o kadar var olmuş oluyoruz.

Batıda yaşanan sanayi çağından sonra seri üretime geçilmiş bunun sonucunda da üretim fazlalığı krizi meydan gelmiştir. Büyük krizler ürün yokluğundan değil, ürün fazlalığından dolayı yaşanılır olmuş, bu krizi aşmak için de fabrikalarda 18 saati bulan çalışma koşulları “iyileştirilmiş”, çalışanlara boş zaman bırakılmıştır. Pekiyi boş zaman nasıl değerlendirilecekti? Bunun cevabı da kısa bir sonra bulunmuş; insanlar fabrikalarda ürettiklerini bu kez de tüketeceklerdi. Tüketmek adeta amaç olmuştu. Bu tüketim olgusunu sürdürmek için de kitle iletişim araçları “reklam gerçeği” üzerinden hareket ediyor, insanları adeta tüketme olgusu üzerinden tüketilen bir nesneye dönüştürüyordu.

Sanayi devriminden sonra kırsal kesimden kentlere hızlı bir akış gerçeklemiş, deyim yerindeyse adeta şehirleşme furyası yaşanmıştır. Ruhunu gittikçe kaybeden insanoğlu, kendisi gibi ruhsuz kentler meydana getirerek kente mahkûm hale gelmiş, yeryüzünde yaşayan onlarca canlıdan biri olduğunu unutarak doğaya egemen olmaya çalışmıştır. Yeryüzünün egemeni olduğuna inandırılan insanoğlu yaratıcısını da unutarak “Tanrı ölmüştür” demiştir. Oysa ölen tanrı değil, ruhtu. Daha doğrusu kaybolan ruhtu. Büyük şehirler kuran insanoğlu, büyük sefaletler de var etmişti. Büyük şehirlerde varlığının esiri olan insan her gün gömdüğü onca canlıya rağmen ölümü unutarak “insan” kavramını kutsamıştı bir yerde!

Oysa büyük gerçek unutulmuştu ve bu unutma bir kaderdi. Kutsal metinlerden anladığımız kadarıyla yaratıcı yok etmek istediği toplumlara önce büyük olanaklar sunmuş sonra da kendisini unutturmuştur. Bu durum tekerrür etmektedir. Bu yok oluş bu kez bir değişim sonucu gerçekleşiyor. Ve bu değişim bir diriliş getirmekte. Sert geçen kışın ardından yüzünü gösteren güneşi gören doğa nasıl canlanıyor ve oluyorsa her yer bahar, gelecektir elbet beklenen güzel günler.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr