• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 12 °C
  • Ankara 11 °C

Özü Bırakıp Ayırıntıda Boğulmayı Tercih Etmek

Furkan Dalbaş

İnsan için maddi hastalıklar olduğu gibi, aynı zamanda manevi hastalıklar da vardır. Bu iki tip hastalığın çözüm merkezleri farklıdır. Bedende oluşan fiziksel hastalıklar için çözüm bir hastaneye giderek doktorun muayenesinden geçmek gerekir. Manevi hastalıklar için ise çeşitli çözüm yolları vardır. Biz Müslümanlar olarak manevi hastalıkların çözümünün Kur’an-ı Kerim ve son peygamber Muhammed (s.a.v)’in tavsiyelerinin örnek alınarak hallolacağına inanıyoruz.

Kur’an-ı Kerim de birçok hastalıklı insan tipinden bahsedilmiştir. Bunun yanında manevi bütünlüğünü tamamlamış yani iman bakımından yeteri olgunluğa erişmiş şahsiyetlerden de bahsedilmiştir. Allah-u Teala bu iki tip insan üzerinden iman edenlerin neleri yapıp yapmayacağını, örnek alınacak ve sakınılacak şeyleri anlatarak iman edenlerin kendilerine bu örnekler üzerinden çeki düzen vermelerini salık vermiştir. Yani Kur’an-ı Kerim de Yahudiler anlatılıyorsa bu, onların geçmiş tarihlerini öğrenmemiz için değil, onların iman etme veya etmeme süreçlerinde takındıkları tavırları bize gösterip işte bunlar şöyle şeyler yaparak iman etmediler, böyle şeyler yaparak isyan ettiler diyerek dolaylı olarak iman edenlere işte siz böyle yapmayın denilmek istenmiştir.

Bu yazıda sığır kesme kıssası üzerinden[1] iman edenlerin nasıl bir ders çıkarması gerektiğine dair kısa bir ders niteliğinde bazı ilkelerden bahsedilmiştir. Ayrıca İsrail oğullarında oluşmuş olan ayrıntıda boğularak gerçeği görememe hastalığının Müslümanlarda da oluşmaması adına bir öğüttür.

Musa(a.s) bir gün kavminin karşısına geçerek “Allah sizden bir inek kesmenizi emrediyor” dedi. Ayette basit bir şekilde “herhangi bir inek” manasına gelebilecek bir ifade kullanılmıştır. Arapçası “bakaratun”dur. Yani Allah bu ayette ineğin nasıl bir inek olacağıyla ilgilenmemiş, sadece kendisine iman edenlerin bir inek kesmesini emretmiştir. Emir açık ve nettir. Allah’a gerçek manasıyla iman edenlerin bunu duyduklarında alacakları tavır o emri yerine getirmek olacaktır. Ama İsrail oğulları Musa (a.s)’a “bizimle alay mı ediyorsun?” diye Musa’ya gayrı ciddi bir tavırla karşılık verdiler. Kavminin kendisine gösterdiği bu tavır karşısında Musa (a.s) “ben cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” diyerek cevap vermiştir.

Musa(a.s)’ın bu küstahlığa karşı cevabı Allah’a sığınmak olmuştur. Ayrıca düşündükleri şeylerin –yani alaycılığın- ancak Allah’ı gereği gibi tanımayanlara yaraşan şeyler olduğunu açıklamıştır.[2] Musa(a.s) cahillerden olmaktan Allah’a sığınırken, Allah’ın emrini yerine getirmemenin ve emri alaya almanın cahillerin tavrı olduğunu da vurgulamıştır.

İsrail oğulları hemen Musa’ya “bizim için Rabbine dua et de, onun özelliğini bize açıklasın” dediler. Burada İsrail oğulları küstahça tavırlar göstermeye devam ettiler. Rabbine dua et diyerek sanki Allah bu emri onlara değil de Musa’ya emretmiş gibi bir tavır takındılar.[3] Ayrıca ineğin özelliğini de sorarak işi yokuşa sürmeye başladılar. Hâlbuki emir basitti “bir sığır kesin.” Ve Musa aldığı vahiyle onlara sığırın bazı özelliklerini açıklayıp “artık size emredileni yapın” dedi. Yani bu işi artık fazla uzatmayın bu tavır iman edenlerin tavrı değildir diyerek en başta da olduğu gibi yumuşak bir dille onları uyarmıştı. Ama onlar birkaç defa daha sığırın özelliğini sorup durarak sığırı kesmede direttiler ta ki iyice köşeye sıkışana kadar. Çünkü onlar sordukça Allah farklı farklı özellikler bildiriyordu onlara. Böylelikle Allah’ın kesilmesini emrettiği inek şöyle bir hal almıştı “yaşlı ve küçük olmayan, alacasız sapsarı, ne zayıf ne de şişman, görenlerin hoşuna giden, çift sürmede kullanılmamış, ekin sulamada kullanılmamış.” Görüldüğü üzere onlar sordukları sorular yüzünden bu özellikte bir inek kesmek zorunda kalmışlardı. Ve eğer böyle bir inek bulup kesemezlerse helak olabilirlerdi. İlk emir basit iken sona doğru sorulan sorular nedeniyle kesilecek inek nadir bir inek halini almıştı. İşte onlar böyle köşeye sıkıştıkları bir anda “işte şimdi gerçeği getirdin” diyerek bu özellikte bir inek bulup kestiler. Sanki Musa(a.s) şimdiye kadar onlara yalan söylüyormuş da onlar bundan dolayı ineği kesemiyorlarmış gibi bir durum oluştu. İsrail oğulları artık sona doğru ineği kesmek zorunda kalmışlardı. Çünkü kesmezlerse Allah’ın onlara nasıl bir azap vereceğini az çok tahmin ediyorlardı. Bu onların ilk isyanları değildi çünkü. Zaten kıssanın sonunda Allah “az kalsın yapmayacaklardı” diyerek onların durumunu da bildiriyor.

Onlar böyle gereksiz sorular sorarken gereksiz bir diyalog sahnesi oluşmuştu. Ama Allah ile Musa arasındaki diyalog Kur’an’da geçmez. Yani, Musa Rabbine dua et bu nedir şu nedir diye Musa ile İsrail oğulları arasındaki gibi bir diyalog Allah ile Musa arasında geçmiyor yani Musa rabbine “ya rabbi İsrail oğulları şöyle soruyor” diye ya da Allah’ın Musa’ya “ey Musa onlara de ki” gibi bir diyalog geçmez. Bu Allah’ın büyüklüğüne yaraşan bir üsluptur. Çünkü ilahi azametin, ısrar ve inatçılık girişimlerinde direnen İsrail oğullarının yöntemini uygulaması doğru değildir.[4]

Buraya kadar anlattığımız sığır kesme olayında Yahudilerin tavrı ortadadır. Yukarıda da anlattığımız üzere biz bunu Yahudilerin geçmiş bir hikâyesi gibi okumayacağız. Bizim amacımız bunlardan ders almak ve onların takındıkları tavrı takınmamaktır. Bu kıssadan şu dersler çıkarılabilir.

  • Bize biri Allah’ın emrettiği veya yasakladığı şeylerden birini anlatıp tebliğ ettiğinde ne karşıdaki şahsı ne de Allah’ın emrini alaya almamak.
  • Allah’ın emrettiği şeyleri fırsatlar müsait olduğunda hemen yapmak. Örneğin: Mal varlığınız zekat verebilecek bir duruma geldiğinde hemen zekat vermek.
  • Hakkı gizlememek. Bir şey hak ise onun gereğini yerine getirmek. Tam tersi yapmamak için diretmemek.
  • Birilerine hakkı anlatırken sabırlı ve yumuşak olmak. (Musa’nın tavrı)
  • Laubali olmaktan, ciddiyetsiz ve alaycı olmaktan sakınmak. (Musa’nın tavrı)

 

 

 

[1] Bakara 67-71

[2] Seyyid Kutub, Fi Zilali’l Kur’an, cilt:1, sayfa:124, Hikmet Yayınları, İstanbul, 1991

[3] A.g.e, sayfa:125

[4] A.g.e, sayfa:128

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr