• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 12 °C
  • Ankara 11 °C

Popülizmi Aşmak

Bilal AKGÜL

 Rekabetçi anlayışı, Batı medeniyetinin temel özelliklerin biri olarak görmek mümkündür. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ya da “İnsan insanın kurdudur” mantığıyla hayata baktığınızda rekabetin hem de amansız bir rekabetin içine düşmekten kendinizi kurtaramazsınız.

 

 

Günlük hayatın bazı zor(unlu)luklarının belli bir oranda kişileri yarışa-rekabete zorladığı doğru. İhtiyaçlar, hele hele günümüzdeki gibi yapay ihtiyaçların zorunlu ihtiyaç muamelesi gördüğü zamanımızda bu rekabetin amansız-kural tanımayan bir hal alabildiğini görüyoruz.

 

 

Hızla değişen teknoloji ve buna uyum sağlamaya çalışan insan, kendini belli bir oranda bu yarışın içine girmek zorunda hissediyor. Bu da tüketim alışkanlığının değişmesiyle birlikte hayat felsefesi üzerinde de bir etki oluşturmakta, zamanla farklı hayat kulvarlarına karşı dayanıksız bir bünyeye sebep olabilmektedir.

 

 

Bu süreç sadece tüketimle ilgili bünyede bazı gediklerin oluşmasını doğurmamakta, zamanla başladığı noktadan çok farklı bir kulvara-istikamete sürüklenmesine de neden olabilmektedir.

 

 

Çoğu kez gösterilen davranışların iyi niyetli bir mantık örgüsü eşliğinde verilmesi, yapılan davranışların meşruiyet kaynağını oluşturmakla kalmıyor istikametten sapmanın, edilgen bir pozisyona yönelimin, amaçtan uzaklaşmanın da masumane gerekçelerini oluşturabilmektedir.

 

 

Ekonomik şartların yetersizliğinden dem vuranların tüketim alışkanlıklarına başka (bizden daha iyi olan) kültürlerle değil de geçmiş durumumuzla kıyasladığımızda savrulduğumuz kulvarın, içinde bocalandığımız tüketim anlayışının bizi nerelere sürüklediği-sürükleyeceği çok da belirsiz değildir.

 

 

Düşünsel serüvenimizde olan, tüketim anlayışımızdan çok mu farklı?

 

 

Modalaşmaya başlayan tüketim tarzının farklı bir versiyonunu düşünsel serüvenimizde görmek doğrusu bizi ürkütmüyor değil.

 

 

Bizler, moda ideolojilerin moda söylemlerinin yarattığı cazipliğin (bağımlılığın mı deseydik), peşinden sürüklenmenin yarattığı tahribatı, yozlaşmayı, kitlesel savrulmayı düşünmek, muhasebesini yapmak zorundayız.

 

 

İbadetlerimizden, İslami çalışmalarımıza kadar hayatın her alanında yeniden bir muhasebe yapmak, uygulamalarımızın, davranışlarımızın bizi nereye sürüklediğini düşünmek zorundayız.

 

 

Gözünün önündeki yakınının ihtiyaçları ortada dururken popüler olana (ve çok da ihtiyacı olmayana) maddi yardımı nereye koymalı, nasıl değerlendirmeli?

 

 

Riya ve kibir eylemlerimizi, çalışmalarımızı esiri ettiğinde nasıl bir durumla karşı karşıya geleceğimizin muhasebesini ne kadar yapıyoruz?

 

 

Gıpta ile riya arasındaki ince farkı görmeden ya da görmek istemeden çıktığımız yolun çalışmalarımıza bereket sağlamaktan uzak olacağını bilmek gerekmez mi?

 

 

Zekâtını verirken bile riyadan uzak durmak yapılan işin muhtevasına daha uygun değil mi?

 

 

Davranışlarımızın seküler-pragmatist bir anlayıştan ve uygulamadan uzak olması kimliğimizin, varoluş gayemizin ana parametrelerden biri ise ihlâsı, ihsanı, takvayı ıskalayan her uygulamanın muhasebesini her daim yapmamız gerekmektedir.

 

 

Kitlesel çalışmalar için de aynı mantık geçerlidir

 

 

Uzun ve sancılı bir süreçten sonra yaşananları hiç olmamış gibi davranmak, halkanın zayıf noktalarını göz ardı etmek, yaşanan savrulmaları hesaba katmamak, süreçten kaliteyi değil nicelik ve popülarite devşirmeyi belleyen bir anlayışın geçmişin sıkıntılarını tekrar yaşama riski çok yüksektir.

 

 

Kalıcı, eğitici, uzun soluklu, sistemli bir çalışma hem bireysel olarak hem de kitlesel olarak öncelememiz gereken hususların başında gelmektedir. Günü kurtarmaya, grupsal etkinliği arttırmaya kilitlenmiş bir anlayışın ne ıslahı gerçek anlamda bir ıslah olur ne de kuşatıcılığı ve güvenirliği…

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr