• BIST 91.354
  • Altın 189,536
  • Dolar 4,8132
  • Euro 5,6017
  • İstanbul 28 °C
  • Adıyaman 38 °C
  • Ankara 31 °C

Ruh Sağlığımızın Teminatı Olarak Bellek

Bilal AKGÜL

“Ruh sağlığımızı korumak için ihtiyaç duyduğumuz şeylerden bir tanesi de hikâyemizin ne olduğunu bilmek ve gerektiği zaman, onu yeniden yazmaktır” der Kemal Sayar.

Hikâyesini bilmek… Ve yeri geldiği zaman, ihtiyaç duyduğu anda onu yeniden yazabilmek, zamanın değişen yönlerini dikkate alarak yenileyebilmek… Zamana uyarlayabilmek hikâyesini, yani kendisini…

Ülkemizin görünen o ki en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden bir tanesi arası envai çeşit gerekçeyle kesilen hikâyesi ile yeniden yüzleşmek, yeni(den) bir bağ kurmak yüzyılların hikâyesi ile…

Geçmişle bağı kesilen, geçmişine yabancı kalmış toplumların bırakın ilerlemesi, varlığını devam ettirmesinin bile zor olduğu vakidir.

Kemal Sayar; “ Bellek sürekli dilimizde’ der Pierre Nora, ‘çünkü artık yok’ der. Bellek hayattır, yaşayan toplumlarda vücut bulur” der.

Ailelerimizin, eğitim kurumlarımızın, STK’larımızn, toplumsal ıslah kaygısı duyan tüm kesimlerin “hikâyemizin” en katışıksız bir şekilde toplumun her kesimine yayılması için gayret etmesi,  geleceğe emin adımlarla yürümenin temel şartıdır. George Santayana’nın vurgusu ile ‘geçmişi hatırlamayanlar onu tekrar etmeye mecburdurlar.’

Psikanalist Vamık Volkan’ın bellek ile ilgili çalışmasının Kıbrıs Türkleriyle ilgili kısmı belleğin bedene, günlük hayata yansımaları açısından dikkate değer bir çalışmadır. Volkan, altmışlı yıllarda abluka altında kalan Kıbrıs Türklerinin yaygın bir biçimde kafes içinde kuş beslediklerini ifade eder. “Kuş, burada kendisini kafese sıkışmış hisseden Türk’ün kendisidir. Kuşun ayakta kalması, üremesi, neşeyle şakıması onun da geleceğe duyduğu ümidi simgeler. Ona iyi bakılmalı ve ihtimam gösterilmelidir.”

Kemal Sayar, insanın bedeniyle ve günlük hayatına sirayet eden çeşitli sembolik davranışlarla belleği diri tutma çabasında olduğunu söyler ve ergenlik döneminde babasını kaybeden bir genç kızın hikâyesini anlatır:” [Genç kız], babasının vefatında nerede ise hiç ağlamamış, bütün akrabalarının dikkatini çekecek biçimde metin durmayı başarmıştı. Ne ki babasının ölüm yıldönümlerinde, her sene vefat gününden bir hafta önce başlayan bir yürüme bozukluğu oluyor, handiyse ayakta duramıyor ve bu tuhaf yürüme bozukluğuna nörolojik bir izah getirilemiyordu. Bu genç kız, babasının yasını bedeniyle tutuyor, ruhun dile getiremediğinin sözcülüğünü adeta beden ve bedensel bellek üstleniyordu. Simgesel olarak bu genç kız babasız bir hayat yürüyüşünün zorluklarını, dayanaksız kalmanın onu nasıl kötürüm bıraktığını anlatıyordu. İnsan bedeniyle de hatırlar, beden de hatırda tutar.”

Bireysel ve toplumsal belleğin hayatın sağlıklı idamesine etkisi olduğu gibi, toplumların gündeminde etkili olan faktörleri analiz etmede de önemli bir teşhis sahasıdır. Sanırım belleği tahkim etmeye çalışırken bu iki hususun da dikkate alınması sağlıklı bellek-sağlıklı ruh hali sürecini olumlu etkileyecektir.

Bugün gerek ülkemizde gerekse İslam dünyasında yeni âlimlerin yetişmemesi veya az yetişmesi ile ilgili yapılan eleştirilere bir de bu mesele çerçevesinde bakmakta fayda görüyorum. Öyle ki toplumun her alanda yetkin şahsiyet yetiştirmesinin zaruri faktörlerinden birisidir toplumsal belleğin bilincinde olmak.

Yine yeni neslin kendi değerlerine, geleneğine, medeniyetine yabancı yetişmesinde belleğe ulaşma ve diri tutuma kanallarını sorgulamakta, gündemde tutmakta fayda görüyorum.

Kaynak: Kemal Sayar, Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez, Timaş Yayınları, Nisan 2017, İstanbul

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr