• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Adıyaman 4 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -1 °C

Sediyani'den Bir Kültür Hizmeti: Guldexwîn

Sediyani'den Bir Kültür Hizmeti: Guldexwîn
İbrahim Sediyani’den Kürtçe Çocuk Edebiyatı&
Dünya ülkelerini gezerek kaleme aldığı gezi edebiyatı ve farklı dillerde yazdığı şiirleriyle bilinen edebiyatçı, şair ve seyyâh İbrahim Sediyani’den Kürtçe Çocuk Edebiyatı’na muhteşem bir eser: “Guldexwîn”...
 
Sayın İbrahim Sediyani'den bir kültür hizmeti daha. Siirttenote sitesinde yayınlanmaya başlayan Guldexwin karakteri ile Kürd Edebiyatına önemli bir katkı sunan sediyani ve çalışması ile ilgili haberi yayınlıyoruz...
Çocuklara ve çocukluğunu özleyenlere müjde!...
 
“Yerelden Evrensele” mottosuyla yayın hayatını sürdüren ve 3 dilli şehir Siirt’ten insanlığın ortak vicdanına seslenen Siirt’ten Öte Kültür ve Edebiyat Sitesi’nden dev bir kültür hizmeti...
Dünya ülkelerini gezerek kaleme aldığı gezi edebiyatı ve farklı dillerde yazdığı şiirleriyle bilinen edebiyatçı, şair ve seyyâh İbrahim Sediyani’den Kürtçe Çocuk Edebiyatı’na muhteşem bir eser: “Guldexwîn”... 
 
İsviçre’nin dünyaca ünlü çizgi film kahramanı cici kız Heidi’ye bir kardeş geldi: Kürt çocuklarının yeni sevgilisi Guldexwîn.
 
Hakkari’nin Şemdinli ilçesinin şirin bir dağ köyünde yaşayan cici kızGuldexwîn’in yaramazlıkları, halkımızın neşe kaynağı olacak, evlerimize sevinç ve mutluluk getirecek.
 
 Kürtler’in de bir Heidi’si var artık.
 
Alman medyasının “Doğu’nun Karl May’ı” lakabını taktığı, Türkiye’de ise“Çağdaş Evliya Çelebi” diye çağrılan seyyâh İbrahim Sediyani yazdı, şimdiden geleceğin büyük çizerleri arasında gösterilen yetenekli ressam Zişan Özekeçizdi.
 
“Kürtler’in Hedi’si” Guldexwîn’in maceraları bugün Siirt’ten Öte’de başladı.
 
Guldexwîn, Kürtçe.
 
“Guldexwîn” Ne Demek?
 
“Guldexwîn”, dünyada sadece Kürdistan topraklarında açan bir çiçeğin ismidir.“Guldexwîn” veya “Gulnxwîn” gibi isimleri var bu çiçeğin.
 
Anavatanı, Hakkari Şemdinli. Zağros Dağları.
 
“ Guldexwîn”, Kürtçe’de “Kan ağlayan gül” demek.
 
 Duruş ve şekil olarak, bildiğiniz güllere hiç benzemiyor. Çünkü dünyadaki tüm güller gülerler, fakat bu gül ağlıyor. Dü nyadaki tüm güllerin yüzünde sevinç vardır, fakat bu gülün yüzünde hüzün.
 
 Bu gül ün özelliği; yukarıya değil aşağıya bakması, sürekli boynubükük durması. Bundan daha ilginci ise; eğik olan başının içinden su damlacıkları oluşması, gözlerinden yaşlar akması, gözyaşı dökmesi, ağlaması.
 
İşte bu ibretâmiz özelliğinden dolayı, yüzyıllar boyunca bilim adamlarından çok edebiyâtçıların, botanikçilerden çok şâirlerin ilgisini çekmiş olan bir bitki.
 
Sadece Zağros Değları’nın eteklerinde ve yaylalarında kendiliğinden yetişen bu çiçek, daha çok, rakımı 1400 m – 2500 m arası yüksek yerlerde açıyor. H er sapında genellikle 6 çiçek birden açıyor; 3 ile 8 arası çiçek aynı anda başını öne eğip toprağa bakarak ve birlikte ağlayarak, gözyaşı dökerek büyüyor. Şekil olarak ne tam “gül”e ne de tam “lale”ye benziyor; ya da belki de ikisine birden benziyor. Bunun içindir ki kimi “gül”, kimi de “lale” olarak görmüştür bu çiçeği.
 
“Guldexwîn”, çiçeğin Kürtçe orijinal ismi ve“Kan ağlayan gül” demek.
 
Çiçeğin Botanik’teki Latince bilimsel adı,“Fritillaria Kurdica”. Yani, “Kürt Çiçeği”. İngilizce adı ise “Tulip Crying” bu çiçeğin. Yani,“Ağlayan Lale”. İranlılar’ın dilindeki ismi ise,“Kerbelâ”. Türkçe’de ise çiçeğin “Ters Lale” ve“Şemdinli Lalesi” gibi isimleri var.
 
Çocuk öyküsü “guldexwîn” neyi anlatıyor?
 
 Usta kalem İbrahim Sediyani’nin yazdığı ve yetenekli ressam Zişan Özeke’nin çizdiği “Guldexwîn” öyküsü, işte bu çiçeğin, küçük bir kız çocuğunun şahsında canlanmasıdır.
 
 “Guldexwîn” öyküsü, Hakkari’nin Şemdinli ilçesinin bir dağ köyünde geçiyor.
 
Guldexwîn, şirin mi şirin ama bir o kadar da yaramaz bir kız çocuğu. 4 yaşında. Çok sevimli, tıpkı Heidi gibi. İki dakika yerinde durmuyor. Bütün gün köyde yaramazlık yapıyor; danalarla, kuzularla ve sıpalarla oyun oynuyor. Bir küçük kedisi, bir kuzusu, bir sıpası, bir de sarı kuşu var Guldexwîn’in; bu hayvanlar onun arkadaşları. Arkadaşlarını çok seviyor. Hep onlarla birlikte oynuyor. Nereye koşsa arkadaşları de peşinde.
 
Guldexwîn bir yetim kız. Anne ve babası yok. Yaşlı bir karı kocanın yanında kalıyor; onları dedesi ve ninesi sanıyor. Anne babasının kim olduklarını, ölüp ölmediklerini kimse bilmiyor. Bunu sadece yanında kaldığı yaşlı çift biliyor ama kimseye söylemiyorlar.
 
Guldexwîn’in, bu küçük cici kızın aslında gerçek ismi Elif. Ama herkes onuGuldexwîn diye çağırıyor.
 
Yanında kaldığı yaşlı adam bir gün Şemdinli’den Van’a gidiyor ve orada bir ay kadar uzun bir süre kalıyor. Döndüğünde ise yanında bu küçük kız, Elif var. Elifyeni geldiği bu ortamda, hiç tanımadığı insanların arasında ilk başta çok korkuyor ve utanıyor. Sürekli boynunu büküyor ve ağlıyor. İşte bu küçük kızın yeşil elbisesi üzerindeki sarı saçları ve hep boynunu büküp ağlaması hali, köylüler tarafından tıpkı guldexwîn çiçeğine benzetiliyor. Bu yüzden köylüler ona “Guldexwîn” lakabını takıyorlar ve artık herkes öyle çağırıyor. Zamanla köylüler onun gerçek ismini bile unutuyorlar.
 
Fakat daha sonra yeni evine, köye ve insanlarına alışan Guldexwîn, artık bütün gün yaramazlık yapan, oradan oraya koşan, etrafına sevinç ve mutluluk dağıtan neşeli bir çocuk oluyor. Yani lakabıyla tam ters bir mizaca sahip oluyor.
 
Guldexwîn’i büyüten yaşlı adam ise, çok ama çok farklı bir insan. O her ne kadar köyde sade bir hayat yaşıyorsa da, ilim sahibi bir âlimdir. Adeta bir deryâdır. Bilge bir adam; konuştuğu her sözde, ağzından çıkan her cümlede bir hikmet, bir öğreti vardır. Zamanında Hakkari ve Van’da medreseleri olan, medreselerde yüzlerce talebenin yanında ilim tahsil ettiği bir âlim, bir feylezoftur. Fakat O’nun faaliyetlerinden rahatsız olan devlet, medreselerini kapattırmış, bu âlimi zindanlara atmış, adam yıllarca zindanlarda yattıktan sonra devletin zûlümlerine daha fazla dayanamayarak köyüne dönüp sade bir hayat yaşamaya başlamıştır.
 
Bu yaşlı bilge, Guldexwîn’i o kadar seviyor ve ona o derece bağlıdır ki, adamın o yaşlılığındaki tek yaşama sevinci bu küçük kız olmuştur. Medreseleri zorla kapattırılmış, fıkıh, kelam, tefsir, akaid, tarih ve felsefe alanında kaleme aldığı onlarca eseri, yazdığı kitapları toplatılıp yakılmış, öz çocukları gibi sevdiği ve üzerine titrediği yüzlerce talebesi kendisinden kopartılmış bu yaşlı bilge, bir nevi inziva hayatına çekildiği kendi köyünde, sadece bu sevimli cici kız Guldexwîn ile teselli bulmaktadır. Bir nevi şöyle diyebiliriz: Bu yaşlı adam, hayatta tutunduğu tüm dallar kopartıldığı ve artık hayata resmen küstüğü bir zamanda, esrarengiz ve nasıl olduğunu hiç kimsenin bilmediği bir şekilde hayatına giren bu küçük sevimli kız sayesinde, bu küçük kızın yaramazlıkları ve yuvasına kattığı neşe sayesinde yeniden yaşama bağlanmıştır.
 
Böyle yaşlı bir bilge, hayata tamamen küsmüş böyle bir âlim düşünün ve bu büyük insanı küçücük bir kızın yeniden hayata bağladığını düşünün!
 
Köylülerin adama büyük bir saygısı vardır. Onun her sözü köylüler için hüküm sayılır. Hatta köylüler arasında herhangi bir kavga veya anlaşmazlık çıksa, sorunun çözümü için bu adama giderler. Adamın ağzından çıkan her söz, kullandığı her cümle, ilim ve hikmet dolu sözlerdir. Normal konuşması bu şekildedir. Öyle ki, bazen köylülerle konuşurken, köylüler çoğu kez onun ne demek istediğini dahi anlayamazlar. Hareketleri ve davranışları bile gizemlidir. Onun davranışlarına bazen köylüler bir anlam veremezler ve kendi aralarında “Niye böyle yaptı?” diye düşünüp tartışırlar.
 
Adamın hanımı ise tipik bir yaşlı Kürt kadınıdır. Beyaz örtülü, çitli; çitinin etrafı boncuklu. Tipik bir köylü Kürt kadını.
 
Peki Guldexwîn’in gerçek anne babası kim? Ve onlara ne oldu? Bu yaşlı adam onu Van’dan nasıl getirdi, niçin getirdi? Anne babası öldü mü? Öldüler ise bu küçük kız neden akrabalarına değil de, akraba olmayan ve hiç tanımadıkları bu yaşlı adama teslim edildi? En ilginci de, diğer Kürt çocuklarının saçları genelde siyah veya kumral iken, bu kızın saçları neden Avrupalı çocuklar gibi sapsarı? Bu kız neden Kürt çocuklarına değil de İsveçli çocuklara benziyor?
 
İşte burası sır. İbrahim Sediyani bunu şimdi açıklamıyor. Öykünün en sonunda ortaya çıkacak bu sorunun cevapları. Sürpriz.
 
Sadece küçük bir ipucu veriyor Sediyani: Öykü her ne kadar çocuklara yönelik ve baştan sona neşeli bir öykü ise de, öykünün en sonunda büyük bir aile dramı var. Yürek burkan bir aile dramı.
 
“Guldexwîn” Muhteşem Bir Proje
 
“Guldexwîn”, daha şimdiden Kürtçe Çocuk Edebiyatı içinde güzide bir yer alacağa benziyor. Gerek öykünün ilginç ve gizemli oluşu, gerek uzun yıllardır Kürtçe’ye yaptığı hizmetleri ile bilinen İbrahim Sediyani’nin kaleminden çıkıyor oluşu, bu tahmini kolaylaştırıyor.
 
 “Güldexwîn” bir çocuk öyküsü olduğu için, çocuklara yönelik kaleme alınmış ve çocukların okuyup anlayabileceği bir dille yazılmış.
 
Daha önce, henüz bilgisayar ve internetin olmadığı bir zamanda Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgelerini 4 yıl boyunca ilçe ilçe gezerek, asimilasyon politikaları sonucu isimleri zorla değiştirilen ve uyduruk isimler verilen binlerce köyümüzün ve şehirlerimizin Kürtçe, Arapça, Ermenîce, Lazca, Gürcüce, Rumca ve Çerkezce eski gerçek isimlerini bir araya toplayan ve bu alanda“Cumhuriyet tarihinde ortaya konan ilk çalışma” özelliği taşıyan “Adını Arayan Coğrafya” eserini bize kazandıran, köy ve şehirlerin eski gerçek isimlerini geri alabilmek için onlarca dernek ve STK’nın desteğini arkasına alarak somut girişim ve kampanyalar düzenleyen, dünya ülkelerini tek tek gezip dolaşarak “Seyahatname” hazırlayan ve bir ay kadar önce “Gülistan” adlı şiir kitabı yayınlanan yazarımız İbrahim Sediyani, şimdi de Kürtçe Çocuk Edebiyatı’na hizmet emek için “Guldexwîn” adıyla yeni bir projeye imza atıyor.
 
Yaklaşık bir yıldır ön hazırlıklarını yaptığı “Guldexwîn” için “Hayatımın projesi”ifadelerini kullanan Sediyani, bu öykünün kitabından çizgi filmine kadar her şeyinin yapılacağını, tiyatro oyununun hazırlanıp Türkiye’nin 81 vilayetinde oynanacağını, hatta okullara kadar gireceğini, bütün bu hedefleri belirleyerek projeyi başlattığını belirtiyor.
 
Sediyani’nin “Guldexwîn”İ Yazmakta 3 Amacı Var
 
“Guldexwîn” projesinin başlamasından dolayı Siirt’ten Öte’ye bir açıklamada bulunan İbrahim Sediyani, bu projeyi 3 amaçla hayata geçirdiğini söyledi.
 
Sediyani “Guldexwîn”i yazmaktaki sebeplerini şöyle anlattı:
 
 “Projemizin üç amacı vardır: Bir; bu öyküde mümkün mertebe çocuklara doğa sevgisi ve çevre bilinci aşılamayı hedefliyoruz. İki; Kürtçe Çocuk Edebiyatı’na ölümsüz bir eser kazandırmayı amaçlıyoruz. Üç; anavatanı Hakkari, Zağros Dağları olan ve dünyada sadece bizim topraklarımızda açan bu çiçeği, Guldexwînçiçeğini dışarıya tanıtmak istiyoruz. Kısacası kendi topraklarımıza, kendi doğal güzelliklerimize, kendi halkımıza, kendi çocuklarımıza ve kendi dilimize hizmet etmek istiyoruz. Dünyanın en zengin ve en asîl dillerinden biri olan Kürtçe’ye hizmet etmek, şu fanî dünya hayatında insana nasip olabilecek en şerefli ve onurlu gayretlerden biridir.
 
İsviçre’nin çizgi film kahramanı cici kız Heidi, benim fanatik derecede hayran olduğum bir karakterdir. Çocuklarım da öyle. Ailece Heidi ile yatar, Heidi ile kalkarız.
 
 
Heidi’ye o kadar hayranım ki, diyebilirim ki, 20 yıllık yazı hayatımda en çok gıpta ettiğim kişi, Heidi öyküsünün yazarı Johanna Spyri olmuştur. Bu özelliğimden dolayı hem akrabalarım hem de yakın dostlarım çok alay etmişler, gülmüşlerdir bana. Pek haksız da sayılmazlar hani! İki çocuk babası bir adamım, çocuklarım okul çağında ve ben hâlâ, hemen her gün Youtube’dan Heidi çizgi filmini izlerim.
 
Peki Heidi’yi neden bu kadar seviyorum? Galiba bu benim çevre bilinci konusundaki hassasiyetimle ve içimdeki doğa sevgisiyle ilgili bir durum. Heidi, bana göre çocuklarımız için sadece çok güzel değil, aynı zamanda çok faydalı, eğitici bir çizgi filmdir. Çocukları hayâlperest, kavgacı tipler haline getiren modern çizgi filmlerin aksine Heidi, çocuklara doğa sevgisini, hayvan sevgisini, toprak sevgisini ve çevre bilincini aşılayan bir filmdir.
 
Bunun için seviyorum, hatta delice seviyorum Heidi’yi. Çünkü benim için doğa sevgisi, çevre bilinci ve ekolojik duyarlılık, dünyadaki herşeyden ama herşeyden daha önemli bir konudur. Benim için ilk sırada ekoloji gelir. Diğer konular, siyaset, sosyoloji, tarih, ideoloji, felsefe, edebiyat, sanat, kültür, bütün bunların hepsi ekolojiden sonra gelir. Eğer hak hukuktan, adaletten, birlikte yaşama kültüründen, yaşam hakkının kutsal oluşundan bahsediyorsak, bunları ilk önce bitkiler ve hayvanlar için düşünmeli ve onlar için sağlamalıyız.
Ekolojik dengeye tecavüz edilmesine, doğal bitki örtüsünün tahrib edilmesine, ormanların yakılmasına, ırmakların zehirlenmesine, göllerin kurutulmasına, “konuşamayan, derdini anlatamayan, kendini koruyamayan” zavallı hayvanlara eziyet ve işkence edilmesine ses çıkarmayan veya bunu engellemeye çalışmayan bir dîn / ideoloji / dünya görüşü / siyaset, insanlar ve toplumlar için de kurtuluş reçetesi sunamaz.Gerçek aydın ve gerçek özgürlükçü, ilk önce ağaçların, çiçeklerin, kedilerin, köpeklerin, karıncaların, göllerin ve ırmakların hak ve hukukunu savunmalı, onların özgürlüğünü sağlamalıdır. Onlar özgür olursa, insan da özgür olur, toplum da, ülke de.
 
 
Heidi’nin daha 3 – 4 yaşlarından itibaren çocuklara bu bilinci aşılayan bir çizgi film olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden çok seviyorum. Guldexwîn’i yazmamın gayesi de, tıpkı Heidi gibi bir karakter ortaya çıkarmak istediğimdendir. İsviçreliler’in Heidi’si varsa Kürtler’in de Guldexwîn’i olsun istiyorum. Amacım bu.”
 
Biz de Siirt’ten Öte Kültür ve Edebiyat Sitesi olarak İbrahim Sediyani veZişan Özeke’yi tebrik ediyor, “Guldexwîn”in Kürtçe’ye, edebiyata ve çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyoruz.
Siirttenote.com
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr