• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 18 °C

Şefaat meselesi.

Y.YAVUZYILMAZ
Kur’an’ın en çok tartışılan kavramlarından biridir şefaat kavramı. Gerek şefaat kavramının içeriği,gerek ahirette şefaatin olup olmayacağı, gerekse kapsamı İslam mezhepleri arasında tartışma konusu olmuştur. Bu konuda genel ilke Kur’an’a yönelirken tek tek ayetlerden değil de genel ilkelerden hareket etmek ve Kur’an’a parçacı değil bütünsel yaklaşmak gerekir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da tek bir ayeti ele alıp sadece onun üzerinden genellemeye gitmek çoğunlukla yanlış değerlendirmeler yol açacaktır.

Diğer konularda olduğu gibi şefaat konusunda da sağlıklı bir sonuca ulaşmak için şefaatin geçtiği bütün ayetleri Kur’an bütünlüğü içinde değerlendirmek gerekir.

Genel olarak şefaat, “Ahirette Peygamber’in ve kendilerine izin verilen kimselerin müminlerin bağışlanması için Allah katında niyazda bulunmalarını anlatan terim” olarak tanımlanmaktadır. (DİA,c: 38 s:411)

Benim araştırmalarıma göre ahirette şefaatin vuku bulacağına dair çok açık bir ayet yoktur. Aksine şefaatin vuku bulmayacağına dair açık ayetler vardır. Öyle anlaşılıyor ki, şefaat konusu müteşabih bir konudur ve yoruma açıktır.

Kur’an’a göre Allah’ın izni olmaksızın hiç kimsenin şefaat edemeyeceği, şefaatin Allah’ın rahmetinin bir belirtisi olduğu, putperestlerin putları kendilerini Allah’a yaklaştıran şefaatçiler olarak gördükleri, mahşer günü insana hiçbir şefaatin yarar sağlamayacağı bir gün olarak tanımlanmaktadır.

Hadisler bu konuda biraz daha açıklayıcı bilgiler vermektedir. Hadislere göre tüm Peygamberler melekler ve Salih kullar şefaat ederler. Dünyada bir insanın meşru işine yardım etmek anlamında şefaat kabul edilir. Had cezalarında şefaat kabul edilmez. Hz. Peygamber ölünün bağışlanması için duayı dünyada şefaatçı olma şeklinde değerlendirmiştir. Allah’a şirk koşmak dışında Hz. Peygamber herkese şefaat edecektir.

Benin anladığım bir insana dua etmek,meşru işlerinde yardım etmek olarak tanımladığımızda şefaat kavramında itiraz edilecek hiçbir yön bulunmamaktadır. Sorun büyük ölçüde ahirette yapılacak şefaat ve onun kapsamı ve niteliği hakkındadır.

Genel anlamda şefaat kavramını ikiye ayırmak mümkün görünmektedir:

1-Dünyadaki şefaat

2-Ahiretteki şefaat

Hayatta bulunan  Salih kişilerden veya müminlerden dünyevi bir ihtiyacın karşılanması veya günahların bağışlanması için dua etmeleri anlamındaki dünyevi şefaatin meşruluğu genellikle kabul edilmiştir. Mümin insanlar konumu ne olursa olsun birbirlerine yardım etmeleri ve iyilikleri için dua etmeleri anlamında şefaat kavramına hiçbir itiraz olamaz; çünkü bu aynı zamanda müminlerin görevidir. Şefaatin bir anlamı da insanların birbirlerine dua etmesi ve yardımcı olması anlamı olduğundan ki,bence asıl anlamı da budur; bu kapsamda yapılacak her eylem meşrudur.

Şefaat konusundaki genel ilkelerden biri de ilahi emirlere açıkça aykırı bir konuda şefaatin olamayacağıdır. Yani bir insana iyilik adına dua etmek veya yardımcı olmak anlamında şefaat meşru olduğu gibi,hırsızlıkta yardım etmek ve kötülüğünü istemek anlamındaki şefaat meşru değildir.

İbn Teymiyye ve Vahhabilere göre yaşayanlara da ölülere de şefaat caiz değildir. Ancak bu kesimlerin şefaati nasıl anlayıp değerlendirdiği burada anahtar bir soru olarak durmaktadır.

Ölüden veya diriden, ahirette kendisini kurtaracağı anlamında, şefaat beklemenin Allah’a ortak koşmak anlamında şirk olacağı açıktır. Ancak Yapılacak dualarda yardımcı olmak anlamında ölü veya dirilerden yardım istemek anlamında şefaat meşrudur. Nitekim Hz. Ebubekir Resulululah vefat edince anlını öperek “Allah katında bizleri de an demiştir.” Ancak bu kurtarmak anlamında değil, dua anlamındadır. Bilinir ki, Hz Peygamber kızı Fatıma’ya ahirette yardımcı olamayacağını söylemesi şeklindeki bilgi açıktır.

En tartışmalı konu ahretteki şefaat konusudur. Bir kısım alimler ahretteki şefaatin sadece küçük günahlar için geçerli olabileceğini savunmuştur. Ayrıca şefaat sadece mümin olanları kapsayacaktır. Ancak Selefiye, Maturidiye, Eşariye, ve Şiaya göre şefaat büyük günah işleyen ve tövbe etmeden ölenleri de kapsar.

Şefaat konusunda en kapsamlı uyarılardan biri Yunus suresi üçüncü ayetindedir. “Sizin rabbiniz,gökleri ve yeri altı günde yaratan ,sonra tahtına kurulup işleri yöneten Allah’tır. O’nun izni olmadan kimse aracılık edemez. Rabbiniz Allah işte budur. O’na kulluk edin. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

Seyyid Kutub bu ayetin yorumunda şu ifadelere yer vermektedir: “ Şu halde, her iş ve bütün hükümler Ona aittir. Allah’a yakınlaşmayı temin edecek, başka yardımcılar yoktur. Yarattıklarından hiç kimse ,O şafaat izni vermeden şefaat edemezler. Allah-u Tealanın kurduğu düzen ve prensipler doğrultusunda şefaat hakkını elde etme sadece bu şefaatçileri vesile kılmakla olmayıp ,aksine doğru dürüst bir şekilde Allah’a ibadet etmekle olur. Bu düşünce ise ,meleklerin heykellerini yaparak onlara ibadet etmeleri ve Allah katında aracı olacaklarına kesin olarak inandıkları durumla çelişir. (Fi Zilali’l Kur’an, Seyyid Kutub,c:6,s:122)

Aynı konuda büyük İslam alimi Mevdudi’nin de görüşleri benzerdir; “Allah her şeye kadirdir. Hiç kimse Ona hiçbir konuda tavsiyede bulunmaya cüret edemez. O’nun işleri yürütmesine hiçbir şekilde müdahale edemz,O’nun emrinde hiçbir şekilde değişiklik yapamaz, yahut bir kimsenin kaderini değiştiremez. Bir kimsenin yapabileceği en fazla şey Ona yalvararak dua ederek  başvurmaktan ibarettir; ancak bu başvurunun kabul ya da reddi tamamen Onun iradesine bağlıdır. O’nun mülkünde kendi başına buyruk olabilecek yahur herhangi bir yolla tavsiyelerde bulunabilecek güçte ve yetkide kimse yoktur.(Tefhimu’l Kur’an, Mevdudi, c:2,s:306)

Kur’an açıkça cahiliye döneminde putların Allah’a yakınlaştırıcı(Şefaat edici) aracılar oldukları şeklindeki inancı reddetmektedir. Şu halde zihnimiz Kur’an ‘da gecen şefaat kavramını bu şekilde anlamamalı ve cahiliye düşüncesindeki anlamı yeniden üretmemelidir. Şefaat kendi bireysel ve toplumsal sorumluluğunu başkasının yardımı üzerine temellendirmek anlamına gelmemelidir. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr