• BIST 102.482
  • Altın 146,654
  • Dolar 3,5204
  • Euro 4,1865
  • İstanbul 25 °C
  • Adıyaman 30 °C
  • Ankara 20 °C

Siyasal Meşruiyet Sorunu Ve Cemaat

Y.YAVUZYILMAZ

Siyaset felsefesinin kadim sorunlarından biri yöneticilerin meşruiyet sorunudur. Kim,ne adına, ne kadar süre yönetecektir sorusuna verilen cevaplar hem yöneticilerin seçim yöntemini,hem de kurulan siyasal sistemin rengini belirlemektedir.

Şurası açık ki, devlet konusunda Kur’an ve Sünnette çerçevesi belirlenmiş bir model ve yöneticilerin hangi yöntemlerle seçileceği üzerine açıkça belirlenmiş bir sistem yoktur. İslam düşüncesi genel olarak yönetimde uyulacak ahlaki ilkeleri belirlemiştir. Sünni ve Şia tarihçilerinin aksine Hz. Peygamber sağlığında yerine geçecek kişi hakkında açık bir belirlenim yapmamıştır. Tarihçiler kendi eğilimlerine göre bu konuda işaretler olduğunu belirtmiş ve temellendirmelerini bunun üzerine inşa etmişlerdir.

İlk halife olan Hz. Ebubekir’in seçimi sırasında yaşanan tartışmalar da,halifenin seçim yöntemi ve kim olacağı konusunda açık bir belirlemenin olmadığını göstermektedir. Nitekim Hz. Ömer tartışmaların uzamasının getireceği sakıncaları göz önünde tutarak Hz.Ebubekir ismini önerip konunun kapanmasını sağlamıştı. Ancak daha sonra kendisine Hz. Ebubekir’in yaptığı gibi bir aday önermesi istendiğinde bunu yapmayıp işi Şuraya bırakması da bu konuda bütün zamanlar için geçerli bir kuralın almadığını göstermektedir. Öyle görülüyor ki, İslam düşüncesi başlangıçta toplumların dinamik yapısını göz önünde tutarak yönetici seçimi konusunu ümmetin içtihadına bırakmıştı.

Müslümanların tarihsel süreçte devlet düşüncesi büyük ölçüde Moğol geleneği, Cengiz yasası, Araplarda yaygın olan “kılıç hakkı” ve Bizans imparatorluk geleneğine ve uygulamasına yaslanmıştır. İstanbul’un alınışıyla birlikte Osmanlıyı imparatorluk haline getiren Fatih, bu geleneği temel alarak bir devlet oluşturmuştur. Bu oluşumda kutsal olan devlet her şeyin üstündedir ve bunun için “kardeş katli” bile meşru görülebilir.

Kuşkusuz güvenlik eksenli bir siyaset ve devlet anlayışının gelişmesinde tarihsel süreç etkili olmuştur. Özellikle Moğol saldırıları sonrası oluşan siyasal ortam bu tartışmayı daha da hayati hale getirmiştir. Müslüman entelektüeller, Moğol saldırılarıyla gelinen noktada büyük bir bunalımın eşiğine gelmiştir. Nasıl oluyor da kültürel,felsefi,bilimsel anlamda hiçbir birikimi olmayan bir topluluk üstün gelebiliyordu? Moğollarda bulunan ve Müslümanlarda bulunmayan ne idi? Bu sorular entelektüelleri şu noktaya getirdi: Moğolların kuvvetli ve disiplinli bir orduları var. O halde ordu ve buna dayalı devlet örgütlenmesi olmadan başarılı olmak mümkün değildir. Bu İslam dünyasında güvenlik eksenli siyasi anlayışın yaygınlaşıp kurumsallaşmasını sağladı. “Siyasetin önemli konusu olan iktidar ilişkisi Maverdi, İmam Gazali,İbn Teymiye, İbn Cem’a ve bunları izleyen bilgin ve fakihler tarafından “güvenlik ve istikrar” adalete ve ilkeye tercih edilerek şekillendirilmiştir.”(Ali Bulaç,Din ve Siyaset,İnkılap yayınları)

Böyle bir siyasal gelenekten sivil ve adaleti temel alan bir siyasal anlayışın çıkması son derece zordur. Bunun için entelektüel bir çabaya ihtiyaç vardır. Kaldı ki, Cumhuriyetin kuruluşundan beri süregelen devlet anlayışı bu kutsallık üzerine kuruludur. Bir farkla ki, Osmanlı döneminde devlet İslami ilkeler üzerine oturan kutsallığı referans alırken, Cumhuriyet döneminde bu secüler bir kutsallığa dönüşmüştür. Ak Parti iktidarı boyunca bütün demokratik değişimlere direnen devletin içindeki bürokratik oligarşinin temel dayanağı da devletin kutsallığıdır.

Çağdaş demokratik anlayışın temel özelliği seçim sistemini demokrasinin temel ilkesi olarak koymasıdır. Seçim bize “ülkeyi yönetecek kimdir ?“sorusunun cevabını verir. Seçim elbette hukukun,ahlakın ilkelerini vermez. Seçim önümüzde belirlenmiş sürede ülkeyi yönetecek kadroların kim olacağının meşruiyetini sağlar. Demokrasi teorisi, seçmenin verdiği kararın nihai olmadığını; hem seçmenin yanılabileceği, hem de kendi görüşünü değiştirebileceğinden hareketle seçimim belli sürelerde tekrarlanmasını ilke olarak kabul etmiştir.

Cemaat son süreçte kendini tartışmaya açacak ve toplumsal meşruiyetini zedeleyecek  kritik hatalar yapmıştır:

Genel anlamda sivil alanda kalması gerekirken siyasal zemini düzenlemeye kalkmıştır.

Bu düzenlemeyi yapmak için meşruiyeti olmadığı halde varmış gibi davranmıştır.

Bu anlamda hiç yapılmamış bir şeyi yapıp açıkça siyasal taraf olmuştur.

Siyasal tasarrufta bulunurken, siyasal yarışla hiç alakası olmayan yöntemleri kullanmaktan çekinmemiştir.

Böylece cemaat meşruluğunu sağladığı dini zeminden hiçbir meşruiyetinin olmadığı siyasal alanı düzenlemeye kalkarak kendini tartışmaya açmış ve birikimini büyük ölçüde heba etmiştir. Erdoğan’ın bu anlamda cemaati parti kurmaya çağırması doğru ve meşrudur.   

Cemaatin gayretleriyle devreye sokulan kaset siyaseti, içeriğine bakılmaksızın reddedilmelidir. İçeriğinin tümden doğru olması halinde bile bu yöntem hiçbir şekilde kabul edilemez. Çünkü bu yöntem doğru değildir,ahlaki değildir, vicdani değildir.

Elbette her cemaatin siyasal görüşleri olabilir ve bazı partilere destek verip bunu kamuoyuna meşru gerekçelerini açıklar. Cemaatin sorunu Ak Partiye muhalefet etmesi değil, ülkedeki İslami değişimlere ve kazanımlara her fırsatta karşı çıkan CHP’ni hangi meşru ve ahlaki gerekçelerle desteklediğini açıklayamamasıdır. Önümüzdeki süreçte cemaatin sorunu Ak Parti ile değil, toplumla olacaktır; çünkü cemaat hem söylemi hem de izlediği yöntem açısından meşruiyetini çok büyük ölçüde zedelemiştir.

Cemaat toplumsal meşruiyetini sağladığı dini alandan hiçbir meşruiyetinin olmadığı siyasal alana müdahale etmeye kalkışmasının sorunlarını yaşıyor. Buradaki asıl soru cemaatin bunu kendi çabasıyla mı gerçekleştirmeye çalıştığı yoksa başka siyasal aktörlerin aracı mı olduğu sorusudur                                                                                             

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr