• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 13 °C
  • Ankara 7 °C

Siyaset ve Ahlak

Bilal AKGÜL

 Yaklaşan yerel seçimler ideal anlamda siyaseti ve tabii bir unsuru olan ahlakı  konuşmayı elzem kılmaktadır. Gerek yerelde gerekse ülke genelindeki gündem, siyasetin  medeniyetimizden neşet eden ideal boyutunun mevcut reel siyasetle  karşılaştırılması  en azından olanla olması gereken arasındaki farkın bilinmesine katkıda bulunacaktır.

            Batı kültürünün amaca götüren her araç meşrudur düsturu ile hareket ettiği, yakın zamandaki bir çok somut örnekle gösterilebilir.  İktidar ile ilgili referans düşünürlerden biri, ‘Prens’ adlı eseri ile tanınan Machiavelli’dir. Machiavelli’e göre başarıya ulaşmak için her yola, her araca başvurulması meşrudur. Bir devlet adamının, siyasi tutumlarında bu gerçeği kabul ederek davranması gerektiğini ve hatta iktidar sahibinin bu realiteyle birlikte, kendisinin de pragmatist davranması ve bencil olmak zorunda olduğunu ifade eder. Machiavelli'e göre bencillerden oluşan bir toplumda bencil olmayan bir lider davasını başarıyla yürütemez.

            Pratikte Batı medeniyetinin, dünya görüşünün siyasetten ve iktidardan bencilliğini tatmin etmeyi devşirdiği söylenebilir. Kimileri Batı’nın kendi toplumunda erdemlilik kriterlerine daha fazla özen gösterdiği şeklinde bir intibaya sahip olsa da, bize göre, kendi toplumunda ortaya çıkan sonuç diğer toplumlarla olan ilişkilerinde ortaya çıkan sonuçtan çok da farklı değildir: Arzularını tatmini merkeze alan bir medeniyet tasavvuru… Batı’nın Doğu ile olan ilişkilerinde ise  malum pragmatizmi daha açık bir şekilde görmek mümkündür.

            İslam Medeniyetinde ise siyasetin güttüğü temel hedef erdemli bir toplumun inşasıdır. Erdemli toplumun inşası ise erdemli bireylerin yetişmesi ile mümkündür. Erdemli bireylerin yetişmesini merkeze alan  bir siyasetin toplumun ahlak ve vicdani temelinden hareket etmesi ise kaçınılmazdır. Mustafa İslamoğlu’nun belirttiği üzere ahlakın temelinin de din olduğu, dini referansların olmadığı bir ahlak tanımının nakıs kalacağı söylenebilir.

            Burada şöyle bir sorunla karşılaşmaktayız: Ahlakın kaynağı olarak bulunduğu kurumu , kuruluşu, grubu gören (teoride bunu kabul eden olmaz ; aslolan pratiktir ve eleştirel süzgeçten geçmeyen bir itaat anlayışının  bulunduğu kulvarı putlaştırma riski her zaman vardır) bir anlayışın duruşunu  nasıl okumak gerekir ? İlk bakışta soru gereksiz gibi durabilir. Sorun şu; medeniyet tarihimiz doğru referansların yanlış yorumlanması ile meydana gelen enkazlarla doludur.

            Bilinen örnek, Muaviye’nin askerlerinin  Kuran sayfalarını mızraklarının ucuna takarak Hz. Ali taraftarlarını  bir algı operasyonu ile aleyhlerine giden savaşı kendi lehlerine çevirme girişimidir. Oluşturulan algı şu; gelin mızraklarımızın ucuna taktığımız Kuran’ın hakemliğine başvuralım.            Operasyon profesyonel ve karşı tarafın bu operasyonun arka planını bilmesi , oynanan oyunun farkında olması ciddi bir basiret gerektirir. Nitekim  Hz Ali’nin dışında  süreci (operasyonu mu deseydik)  algılayan pek kimse olmamıştır. Olayın vahameti ve tarihimizde yarattığı kırılmaları dikkate aldığımızda olay önemli dersler barındırmaktadır.

            Farabi,  erdemli şehrin yöneticilerinin şu özelliklere sahip olması gerektiğini ifade eder:

1-İyi bir anlama yeteneğine sahip olmalıdır.

2-Hafızası güçlü olmalıdır.

3- Uyanık ve zeki olmalıdır.

4-Öğrenmeyi ve öğretmeyi sevmeli ve öğretimin getirdiği zorluklara karşı sabırlı olmalıdır.

5-Doğruluğu ve doğruları sevmeli ,yalandan ve yalancıdan nefret etmeli.

6-Onurlu ve cömert olmalı, her türlü bayağı şeyden kendisini uzak tutmalı .

7- Altın ve gümüş gibi dünyevi şeyleri basit görmeli.

8-Adaleti ve adil kimseleri sevmeli , insanlara adil davranmalıdır. Haksızlık yapılması istendiğinde karşı koyabilmelidir.

9-Azimli ve kararlı olmalı , amaçlarına ulaşma hususunda cesur olmalıdır. Bu maddeleri arttırmak mümkün.

Siyaseti bayağılaştıran hususlardan biri de, Bediüzzaman’ın  siyasetle ilgili olumsuz intiba sahibi olmasında etkili olan, siyasi grup mensuplarının hakkaniyetin ölçüsü olarak kendi partisine mensubiyeti görmeleridir. Günümüz siyasilerinin halk nezdinde güven problemi yaşamalarının temel nedenlerinden biri de budur.

Özetle, Batı’nın hazcı siyaset yaklaşımından  farklı olarak İslam’ın dünya görüşü siyaseti, erdemli bir toplumun oluşmasında bir araç olarak görüyor. Aracın amaçsallaştırılması, duygusal, tepkisel ve meşrepsel yaklaşımların toplumun yozlaşmasına etkide bulunacağı ise izahtan varestedir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr