• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 6 °C
  • Ankara -1 °C

Siyasette İleri, Sanatta Geri

Abdurrahman ÖZKAN

 Siyasette İleri, Sanatta Geri

            Başbakan, iktidarının icraatlarına yönelik yapılan eleştiriler için zaman zaman "Bizim yaptıklarımıza onların hayali yetişemez" der. İcraatlarının nitelik ve niceliklerine değil ama gündeminin hızına, köşe yazarları da geçen hafta hep bir ağızdan 'pes' dedi. Başbakanın hızına yetişemiyoruz dediler. Bilerek mi bilmeyerek mi yapıyor diye söylenmeye başladılar. İyi haberlerin hızına yetişememek mahcubiyet doğururken  Başbakanın hızına yetişmek için hazırkalem bekleyenler için hoşa gitmeyen haberler ise kötü bir fren yapmak oluyor.

            Aslında ne oluyor?

            Ekonomide, dış siyasette, sağlıkta, sosyal güvenlik politikalarında, karayollarında, hava yollarında, ve birçok teknolojik yenilemeler ve yatırımlar yapan bir hükümetin başındaki başbakan zaman zaman geriye bakıp bir heykele, bir resime, bir köşe yazısına ve en son bir diziye eleştiri getirme ihtiyacı duyuyor. Yapılan icraatlerın karşılığı kitlelerin seçimde gösterdiği teveccühtür. Bu teveccüh belki başbakanın sanata dair yorumlarına da yapılmıştır. Bilemiyoruz. Belki bunu anlamak için de bir referandum yapılmalı! Kitlelerin teveccühü neye hangi icraatlardan dolayı olursa olsun, sanata dair yorumları, siyaseten ileri olan başbakanın sanata gelince geri olduğu şeklinde yorumlara neden oluyor. Başka bir ifadeyle de kitleri arkasına alan başbakanın otoriterleşmesi oluyor bu.

            Başbakan bir yandan günümüz iletişim teknolojisinin sunduğu imkanların yarattığı sanat ortamını bilmiyor gibi dururken, diğer yandan bu imkanların yarattığı sanatın işlelvini fazlasıyla önemsiyor gibi duruyor. Bu hassasiyet kimilerince otoriterliğe kolayca yoruluyor.

            Herkes herşey hakkında fazlasıyla bilgi sahibi oluyor. Herkes herşeye karışıyor. Herkes öneri sahibi, herkes şikayet sahibi. Günümüz kitle iletişim ağ ve teknolojileri bu imkanları sağlamış durumda ve bu imkanlar günden güne daha ileri bir safhaya ulaşma hedefini güdüyor. Çokluk içinde 'birlik' olmaktan, birlik içinde hiç olmaktan kurtulamıyor. Hep bir ağızdan 'ben varım' diyoruz yine de. Bu, günümüzde dünyamızın geldiği durumu sadece bir bakış açısı. Kitle iletişim ve elektronik gelişmelerin yarattığı dünya. Bu dünyanın imkanlarından yararlanarak tarihi gerçekleri sanat için feda eden dizi yapımcıları da bu dünyaya uygun şeyler yapıyorlar. Buradan bakınca Başbakan bu dünyanın gerçeklerinden uzak görülüyor. Aslında olacak olan olan şeylerdir bunlar.

            Eskilerin gördüğü şimdi'yi, Şimdikiler neden anlatmak ve anlattırmamak için kavga ediyor? Marshall McLuhan tam 45 yıl önce kitle iletişim araçlarının yarattığı bu yeni dünyayı Yaradanımız Medya'da (orjinal adı The Medium is the Message) o kadar ilginç aforizmalarla tasvir etmiştir ki, şimdi bu dünyadan neşvü nema eden eserlere hayret etmek tuhaf karşılanıyor. Bir taraftan gerçeğin sanat için sanal kullanımı, diğer taraftan sanalın gerçeği tarif edemeyeceğine dair Başbakanın itirazı. McLuhan, Joyce'un Dublinliler'ini de örnek göstererek bakın kırk beş yıl önceden yaşadığımız ortamı nasıl haber veriyor. Gerçeklik, sanat,

            "Insan herşeye kapılmamalı: Sesin ses olduğunu, insanın insan olduğunu anlamalı, düzen anlayışının, duygu ifadelerinin ve estetik dayatmaların basmakalıplığından uzak durmayı bilmeli."

"Insanın en yüce amacı, hiçbir amacı olmamasıdır."

"Sanat, insanın bunun böyle olması gerektiğine inanmasına yardımcı olur." "Sanat insanın kıvırabildiği herşeydir."

            "Bilgiyi işlemek için çevreyi kullanmak, propagandadır. Propaganda diyalog başlayınca biter. Program yapımcıları ile değil, medya ile konuşabilmelisiniz. Programcıyla konuşmak, statta ekmek arası satan adamla, ne olacak bizim takımın hali, diye dertleşmeye benzer." (s.118)  (Sanırım Başbakanın yaptığı tam da budur.)

            Hülasası şudur; "Temel nitelikteki teknolojik ve kültürel geçiş dönemlerinde bir yığın bulantılar ve çok ciddi bir yitip gitme, umutsuzluk duygusu sarar içimizi. Bugün sürüklendiğimiz "Endişe Çağı", büyük ölçüde, bugünümüzün gerektirdiği işlerimizi, geçmişin araç-gereçleriyle, dün'ün anlamlandırma ve kavramlarıyla yapmak için çabalayıp durmamızdandır." (s.8)     

 
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr