• BIST 84.437
  • Altın 252,956
  • Dolar 6,1269
  • Euro 6,8267
  • İstanbul 25 °C
  • Adıyaman 31 °C
  • Ankara 20 °C

Şubat Ayı Şehadet Ayı

Abdullah YEKTA

 

 Şubat ayı kurbanların verildiği bir aydır. Bu sene şubat ayı yine al kanlı yiğitlerin kanıyla Şubat geleneğini sürdürdü.

Hasan el-Benna, İskilipli Atıf Hoca, Metin Yüksel, Malcom X, Abbas Musavî ve daha niceleri bu ayda kurban verilen şehitlerimizdir. Her birinin hikayesi birer destandır. Çocuklarımıza anlatacak kahramanlarımızdır bunlar. Bir Yasir gibi, bir Sümeyye gibi ve Hz. Hüseyin gibi kahraman ve sembollerimizdir.  Her biri dünyanın bir yerinde zalimlere zulümlerini hatırlattıkları için şehit oldular. Ne mutlu o insanlara!

İskilipli Atıf Hoca, batı taklitçiliğini anlattığı bir risalesi gerekçe gösterilerek idam edildi. Kılık kıyafet ve Şapka inkılabından önce yazmış olduğu bu risale bahane edilerek 4 Şubat 1926’da idam edildi. Çıkarılan kanundan yıllar önce yazılmış olan bir risale idamına bahane gösterilmişti. İnsan, kimi zaman vahşi bir yaratığa dönüşür. Aynen kedi gibi acıktığında yavrusunu toprağa bulandırarak fare niyetiyle yermiş. Atıf Hoca dönemi onun gibi ya bir risale veya dini içerikli kitap yazmış ya da Kur’an okumuş alimlerin asıldığı bir dönemdir. Geçtiğimiz günlerde Mısır’da idam edilen şehitlerde olduğu gibi idam kararları önceden veriliyordu. Onlar o dönemde kelebekler gibi sonsuzluğa uçup gittiler.

Hasan el-Benna kendi ülke insanına hakkı hakikati anlatıp insanları batı emperyalizminin kıskacında kurtarmaya koşarken vuruldu. En büyük suçu Filistin davasının İslam’ın bir davası olduğunu söylüyordu. Filistin’de Siyonist İsrail’e karşı savaşacak gönüllü insanları organize ediyordu. Kendi ülkesindeki fakirlere yardımların ulaştırılması için çaba harcıyordu. Bir konferans çıkışında hain bir saldırıya uğramıştı. Hastaneye kaldırıldığında henüz yaşıyordu, fakat o günkü Mısır firavununun polisleri doktorların hastaya ilk yardımı dahi yapmalarına ve tedavi için müdahaleye engel olmuşlardı. 12 Şubat 1949 günü o da şehadet şerbetini içmişti.

Malcolm X vahşi batı olan Amerika’da dünyaya geldi ve orada şehit oldu. Zenci Hristiyan bir papazın oğlu olarak dünyaya gelmişti. 27 yaşında Müslüman olmuştu. O Amerika’da milyonlarca ezilenin umudu olmuştu. Her Müslüman gibi o da hac farizasını eda etmek için gittiği Mekke’de gerçek benliğini yakalamıştı. Kıyametin bir provası olan hac ve Arafat’ta vakfe olayı onu gerçek benliğine kavuşturmuştu. Hacda siyah, beyaz ve sarı ırkın Âdem (as.)’in çocukları olduğunu, hepsinin kardeş olduğunu, hiçbirinin diğerinden üstün olmadığını kavramıştı. Amerika’ya döndüğünde bu duygularını anlatmaya başladı. Malcolm’un bu düşünceleri kovboy medeniyetinin hoşuna pek gitmemişti. Konferans vermek için kürsüye çıktığında kurşunlara hedef olmuştu. Zalimler, şubatın soğuğunda yeşeren çiçekleri pek yaşatmazlar. 21 Şubat 1965 günü o da diğerleri gibi şehadet şerbetini içti.

Diğer bir yıldız Abbas Musevî’dir. İsrail’in korkulu rüyalarından biriydi. O da bir şehidin şehadetini anlatırken İsrail’in saldırılarına uğramış ve sonsuzluğa uçan kelebeklerden biri de o olmuştu. 17 Şubat 1994.

Molla Sadreddin’in genç oğlu henüz 20 yaşındaydı. Onun da kanı damarlarında durmadı. 23 Şubat 1979 günü bir Cuma çıkışında şehit edilmişti. Onun da al kanı, beyaz karlara al rengini vermişti. Bizim tarihimiz Habil ve Kabil’den bu yana ezilenlerin kanının kara toprak ile örtüldüğü bir tarihtir. Sıfır üç depremlerine ve inkılaplarına çok maruz kaldık.

Uzun suskunluğunun ardından bu yıl şubat soğuğu yine can aldı. Yiğitler yine şehadet şerbetini içtiler. Habil gibi, Hz. Hüseyin gibi, Hasan el-Benna ve Malcolm X gibi yeni sembollerimiz canlarını İslam uğruna feda ettiler. Bu kahramanlarımız Ahmed Taha Vehdan, Ebû’l Kasım Ahmed, Ahmed Cemal Hicazî, Mahmud el-Ahmedî, Ebû Bekr es-Seyyid, Abdurrahman Süleyman, Ahmed Muhammed, Ahmed Mahrus ve İslam Muhammed’dir.

Bu gençler bana Ashab-ı Kehf’ı hatırlatıyor. Onlardan Mahmud el-Ahmedî, diktatör Sisi’nin hakimleri karşısında cesur bir konuşma yapmıştı. Mahkeme salonunda gözleri kararmış hakimlere şu sözü haykırmıştı: “Bize, Mısır’a yirmi yıl yetecek kadar elektrik verdiler.” Bu işkence altında kim isnat edilen suçu kabullenmez ki? Bu söz karşısında firavunların karanlık mezarları kadar yüzü kara olan Sisi’nin hakimleri renk vermemişti. Çünkü bu dokuz gencin idam kararı batı başkentlerinde çoktan verilmişti. Bu yiğitlerin eşleri ve dava arkadaşları şehadete götürecek olan bu idam kararını zılgıtlarla karşılamışlardı. Onlar, adeta biz rabbimize gidiyoruz “Zalimler için yaşasın cehennem.” diyorlardı. Şehitler ve şehit yakınları adeta biz ağlayacağımıza dünya ağlasın, ben Müslümanım deyip de İslam’la alası olmayanlar ağlasın.

Evet, Şehit tarihin kalbidir. Vücut kalpsiz olmaz. Tarih de hakeza kalpsiz oldu mu o da diğer canlılar gibi hayatiyetini kaybeder. Allah, kıyamet günü, bizi şehitlerin şefaatine nail eylesin. Selam ve dua ile.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr