• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 13 °C
  • Ankara 7 °C

Taassub

Bilal AKGÜL

Endülüs, nasıl ileri bir medeniyet ortaya koydu sorusuna verilen en anlamlı cevaplardan biri, gerek yönetim alanında gerekse sosyal dinamiklerle, dar görüşlülüğün önüne geçilmesi, toplumsal statikliğin, donukluğun oluşmasının engellenmesi olarak verilir.

Açık görüşlülük ve yeniliklere açık olma toplumların medeniyet üretme kriterleri arasında gösterile gelmiştir.

Donukluğun, dar kalıpların egemen olduğu; en ufak bir eleştirinin bile nerede ise kutsala bir saldırı gibi algılandığı bir anlayıştan üretim beklemek, ıslah devşirmek abesle iştigaldir.

Sadece Endülüs örneği değil, eski Yunan’a, hatta Hind’e, Çin’e baktığımızda dinamizmde, medeniyetlerinin dirilişinde eleştirel aklın merkezi rol oynadığını görmekteyiz.

Kur’an’ın birçok yerinde  “düşünmez misiniz? “,  “ akletmez misiniz? “ sorularının, uyarılarının temelinde de taassuba karşı aklı uyanık kılmanın, gönlü açık tutmanın etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Peygamber (a.s) hayatında ve uygulamalarında da benzer bir yönelimi, vurguyu bulmak mümkündür. Gerek savaş meydanında gerekse günlük işlerinin görülmesinde ashabın aklını harekete geçirici, basiret gözlerini açıcı uygulamalara, fikir alışverişlerine özen gösterdiği görülmektedir. “ Hikmet müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır “ mealindeki sözü yine bu minvalde değerlendirmek gerekir.

Asrı Saadet‘i bir dirilişe dönüştüren aklın, taassubu toplumsallaştıran,  din olarak sunan bir akıl olmayacağı aşikârdır.

İstişare mekanizmasının Müslümanların işlerinde bir ölçü olarak alınmasını yine bu çerçevede değerlendirmek mümkündür.

Taassubu, hidayetine engel olan, kalbi evet demesine rağmen sahip olduğu taassuptan dolayı dilinden hayır çıkan zihnin cahiliye döneminde kaldığını söylemek abes olsa gerektir.

Hatırlayın, müşriklerin Kuran dinlerken gözyaşlarına hâkim olamamalarına… Yine hatırlayın, buna rağmen inkârında inat eden, babalar dinini terk edemeyen şaşkınları… Bu hırs ve azgınlığın kaynağı kanaatimce taassuptur.

Aklı devre dışı bırakanın, vahyi yücelttiğini iddia etmesi ne kadar acıdır.

 

Tabi ki aklı her şeyin nihai merkezi olarak gören anlayışı tasvip etmiyoruz. Ya da doğru bilginin tek kaynağı olarak görenleri… Eleştirdiğimiz, aklı yerli yerinde kullanmayıp, hayatı rüya, kutsalı faniler üzerine bina eden anlayıştır.

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, kötülük ve düşmanlık yönünde yardımlaşmayın (Maide 2) mealindeki ayet, dilin ve davranışın yönelimi konusunda bize açık bir rota çizmekte, olası hedef sapmaları ile ilgili uyarıda bulunmaktadır.

Ne acı? Nerede ise kendi kliğimiz dışında Kur’an meallerine bile kapıyı kapatmışız. Meallerin bir bütün olarak Kuran’ı karşılayamayacağını bilmemize rağmen. Ya da zinhar kendi yayınevimizin(!) kitapları dışında  “teslimiyeti “ zül addetmemiz gibi.

Hangi zamanda yaşıyoruz, sorusunun çok da bir anlam ifade etmediğinin, bu kadar acı tecrübeye ve içler acısı vaziyete rağmen mi, sorusunun bazılarını çok da ırgalamamasının nasıl bir şey olduğunun farkındayım.

Başta sorduğumuz soruya paralel olarak sormak gerekirse, İslam Dünyasının geri kalmasının temel gerekçelerinden biri olarak ufuklarımızı karartmış, basiretimizi bağlamış, gözlerimizi kör etmiş olan taassubu gösterebiliriz.

Taassub dediğimiz cemaat-grup taassubu olabileceği gibi, önyargının beslediği, hamasetin esiri ettiği, modanın rengini verdiği aklı evvelleri bu kategoride değerlendirmek mümkündür.

Taassub, bulaşıcı bir hastalığa da benzetilebilir. Öyle ki karşıdakinin doğruluğu tartışılır yaklaşımlarının yanında, apaçık doğrularına bile karşı çıkma reflekslerini harekete geçirebilmektedir. Kurunun yanında yaşın yanması misali…

 

İhtilaflı meselelerde, mutaassıbı haklı gösterebilecek durumlarda bile uyanık bir yaklaşım, O’nu ele verecektir. Aynı paraleldeki iki durumda kendi kliği ile ilgili bin bir akıl yürütme baş gösterirken, karşı klik için nerede ise tekfir seviyesinde bir eleştiri gösterilebilmenin tek nedeni taassub olsa gerek. Bediüzzaman’ın şerrinden Allah’a sığındığı siyaset anlayışı bu olsa gerek.

Medeniyetimizin yeniden ihyasının anahtarlarından biri, fikri donukluğumuzun temel nedenlerinden olan taassubla, hikmeti merkeze alan bir mücadeledir. Cehddir.

Unutmamak gerekir ki taassubun en tehlikeli olanı kutsalın rengine bürünmüş, değerleri sancak olarak kullanan türüdür. Bir de, ancak fikri cehdin galibiyeti durumunda gerçek bir dirilişten bahsetmek mümkündür. Gerisi lafu güzaftır.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr