• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 19 °C
  • Adıyaman 15 °C
  • Ankara 7 °C

Takiye: Çağdaş Münafıklık

Abdullah YEKTA

Mezhebinin, cemaatinin ve grubunun menfaatleri için takiye’ye başvuranlara ne güvenilir ne de kendilerine bir şey emanet edilir. Başkalarına karşı takiye yapan, herkesi kandırmaya hazır bir münafıktır. Takiye nedir?  Sadece Şiilerin kendilerinden olmayanlara karşı inancını gizleme fiili midir? Çağımızda bunu sadece Şiiler mi başkalarına karşı yapıyor?  Elbette ki hayır, bu çağdaş münafıklığı Şii olmayanlar da kendilerden olmayanlara karşı yapabilmektedirler. Müslüman, Müslüman’a karşı takiye yapabilir mi? Kime karşı takiye yapılabilir? Bunun sınırı nedir? Kur’an ve sünnette bunun ölçüsü nedir?

İslam fıkhında bu konu çok tartışılmıştır. Fıkıhta bu konu ile ilgili verilen fetva ve hükümlerden önce konunun ilk ortaya çıktığı olaya bakmak daha doğru olacaktır, sanırım. Siyer bilgisine az çok vakıf olan herkesin malumudur. Ammar bin Yasir’in başından geçmiş bir olay. Müşriklerin elebaşlarından Ebu Cehlin Yasir ailesine işkence ettiği olay. Günlerce Ebu Cehil ve onun gibi ahmak müşriklerin işkencelerine sabreden ilk Müslüman kahramanlarımız Yasir ve eşi Sümeyye, nihayetinde işkencelere dayanamayarak şehit olurlar. Yasir ve Sümüyye,  oğullarının gözleri önünde işkence ile öldürülmüşlerdi. Evet, Yasir ve Sümüyye şehit olmuşlardı. Bütün bu olanları gören Ammar,  işkence sırası kendisine gelince ölüm korkusuyla, müşriklerin, Allah ve Peygamber aleyhine söylettikleri küfür sözleri tekrar etmişti. Ammar’ın Allah ve Peygamber aleyhine söylemiş olduğu sözlerden sonra müşrikler, kendisini serbest bırakmışlardı. Ammar bin Yasir, serbest kalır kalmaz ilk fırsatta Peygamberin (sav) yanına gider, ağlayarak durumu anlatır ve söylemiş olduğu sözlerden ötürü kâfir olup olmadığını sorar. Peygamberimiz (sav) de yine bu şekilde kötü bir işkence ile karşı karşıya kalması durumunda, canını kurtarabilmesi için aynı sözleri söyleyebileceğini kendisine söyler.

Bu olay üzerine şu ayet nazil olur: “İnandıktan sonra Allah’ı inkâr eden, kalbi imanla yatışmış olduğu halde (inkâra) zorlanan hariç, fakat küfre göğüs açan,(küfürle sevinç duyan) kimselere Allah’tan bir gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl,106)

Bu ayete göre can güvenliği söz konusu olduğunda mü’min, canını kurtarmak için inancını gizleyebilir. Yanı küfre karşı takiye yapabilir. Yukarıda anlattığımız Ammar bin Yasir olayı ve bu olay üzerine nazil olan ayetten yola çıkarak fakihler, takiye’ye cevaz vermişler. Fakat sadece kâfir ve inançsızlara karşı olmak şartıyla takiye yapılabilir. Müslümanın Müslüman’a karşı takiyesini asla caiz görmemişlerdir. İslam’a karşı tehdit oluşturması durumunda kâfir belde de ya da İslam düşmanlarına karşı istihbarat toplamak amacıyla görevlendirmiş olan kişi, kâfirler arasında inancını gizleyerek belli bir süre yaşayabilir, takiye’de bulunabilir. Fakihler sadece bu durumda takiye’ye cevaz vermişlerdir. Bunun dışında takiye’ye asla cevaz vermemişlerdir. Şia mezhebinde, Şiî olmayan Müslümanlara karşı inancını- mezhebini gizleme bir prensip olarak uygulanmış fakat Sünnî âlimler buna kesinlikle cevaz vermemişler. Çünkü takiye ancak kâfire karşı yapılabilir.

Peki, Müslümanın, Müslüman’a karşı takiyesi nedir? Özellikle kendilerini İslami bir cemaat sanan bazı grupların, kendilerinden olmayan diğer Müslümanlara karşı inancını gizlemesi, kendilerini olduklarından farklı göstermeleri neyle izah edilebilir? İçinde çalıştığı kurum ve kuruluşlarda kendisi gibi Müslüman olan birine karşı ajan gibi takiye’de bulunabilir mi? Müslüman bir cemaat olduğunu iddia eden herhangi bir grup, diğer Müslüman gruba karşı inancını kâfirden gizler gibi gizleyerek takiye yapabilir mi?

Elbette ki hayır, Müslümanın Müslüman’a karşı böyle bir muamelede bulunması haramdır ve bu eylem münafıklıktır. Çağdaş bir münafıklık örneğidir. Müslüman, Müslüman’a karşı içi dışı ayrı bir tavır takınamaz. Bu iki yüzlülüktür. Çağdaş bir nifak türüdür. Ayette de belirttiği gibi münafıklar, Müslümanların yanına geldiklerinde “Biz inananlardanız.” derlerdi. Fakat kendileri gibi münafık olanlarla baş başa kaldıklarında  “Biz onları alaya alıyoruz.” derlerdi.  Aslında Allah, onları alaya almaktadır. 

Müslümanın, değil Müslüman’a karşı, kâfire karşı dahi dürüst olması gerekir.  Bu aynı zamanda emin ve sadık olmakla alakalıdır. Müslüman her durumda emin ve sadık olmalıdır. Emin ve sadık olmak Müslümanın ahlakı olmadır. Müslüman, malından vazgeçebilir fakat dürüstlüğünden asla vazgeçemez. Çünkü Müslümanın ahlakı, imanının bir göstergesidir. Ondan asla vazgeçemez.

Selam ve dua ile.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr