• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 6 °C
  • Ankara -1 °C

Tanzimat Öncesi Osmanlıda Yerel Yönetimler

Ramazan Oruç
 Yerel yönetim, belirli bir coğrafyada yaşayan insanların ortak ihtiyaçlarını karşılaması ve genel refahı sağlaması amacıyla kurulmuş, karar organları seçimle iş başına gelen kurumlardır. Yerel yönetim, bütün ülkelerde tartışmasız uygulanmaktadır.

Bununla birlikte yapıları ve merkezi yönetim karşısındaki durumları bulundukları ülkelerin siyasi rejimlerine ve yönetim politikalarına göre farklılık gösterebilmektedir.

               

 Türkiye'deki yerel yönetimlerin yapısını tahlil etmek için Osmanlı  ve Avrupa'da yerel yönetim gelişim sürecine bakmak gerekmektedir. Çünkü yerel yönetimlerin en yaygın ve canlı birimleri olan Belediyecilik serüvenimiz Osmanlıya dayanmakta ve Osmanlıda da belediyeciliğin bugünkü manada kurumsallaşma ve gelişme sürecinde batı örnek alınmıştır.

              

  Osmanlıda Belediyecilik terimi Tanzimat'la birlikte kullanılmaya başlanılmıştır. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan Tanzimat'a dek süren bu uzun dönemde bu günkü manada bir yerel yönetim olgusundan söz etmek pek mümkün olmamıştır. Batılı anlamda bir belediye teşkilatının örgütlenmesi 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayun'un ilanı ile başlayan ve 1876 yılına kadar uzanan Tanzimat yıllarında olmuştur. Dolayısıyla Osmanlı Devlet'inde yerel yönetim yapılanması itibariyle belediyecilik anlayışını Tanzimat öncesi ve Tanzimat Sonrası olarak ele almak, yerinde olacaktır.

               

Tanzimat'tan Osmanlıda“belediye ile ilgili” veya klasik söylemle “beledi” olarak adlandırabileceğimiz ilgili hizmetler, bir taraftan devlet teşkilatı, diğer taraftan da yerel halkın kendi içerisinde oluşturduğu örgütlenmeler tarafından yerine getirilmiştir.  Yerel hizmetlerde dikkati çeken en önemli husus, hizmetlerin yürütülmesinde bu yerel örgütlenmeler içerisinde yer alan vakıfların, loncaların ve mahalleler örgütlenmeleri ile Kadıların  etkin olarak görev üstlenmesidir. Bu dönemde Osmanlıdaki yönetim felsefesi; güçlü merkezi idari örgütlenme olup, idari ve mali yönden özerk bir  yerel yönetim varlığından bahsetmek mümkün değildir.

               

Belediye hizmetlerini yerine getiren Kadılık, Lonca ve Vakıf müesseseleri ve mahalle örgütlenmeleri incelenmeden Osmanlıda Tanzimat öncesi yerel yönetim uygulamalarının anlaşılması mümkün değildir.

               

 Kadılık Müessesesi

               

 İslam medeniyetinde en genel anlamıyla, insanlar arasında meydana gelen hukuki uyuşmazlıkların çözüm yeri, kural ve kanunları uygulamakla yükümlü yargı mercii olan Kadılık kurumu Osmanlı Devletinin kuruluş döneminden itibaren yargı ve yönetim düzeninin içinde yer almıştır. Kadılar Osmanlı Devleti'nde şehir yönetiminin başındaki kişiler olmuştur.

Osmanlı'nın mülki sınıflandırması Tanzimat'a kadar uzun bir süreç içerisinde, “eyalet”, “sancak”, “kaza” ve “köy” esasına dayanmıştır. Osmanlı Devletinin kaza denen ve kendisine bağlı kasaba ve köylerden oluşan yerleşim biriminin başında bulunan şer'i ve hukuki hükümleri uygulayan ve devlet emirlerini yerine getiren Kadı, hem şer'i ve idari yargının başı, hem belediye başkanı, hem de merkezi yönetimin temsilcisidir. Ancak tüm bu faaliyetleri tek başına yürütmemekteydi. Bu fonksiyonları yürüten Kadının, subaşı, naib, imam, muhtesip ve mimarbaşı gibi yardımcıları ve bunlara ek olarak sayabileceğimiz çöplük subaşısı gibi görevliler de bulunmaktaydı. Subaşı, emniyet ve asayişten; Çöplük subaşısı, şehrin genel temizliğinden; Mimarbaşı, imar ve düzenleme çalışmalarından sorumlu olup, bazı semtlerde Kadının vekili olarak naip denilen görevliler bulunmakta ve mahallelerin yönetiminden ise imamlar sorumluydu.

               

 Kadının bugünkü manada belediye hizmetleri olarak nitelendirilebilecek görevlerinde ise yardımcısı muhtesipti. Kökeni itibariyle, Hz. Ömer'in hilafeti döneminde teşkilatlı hale getirildiği söylenen “hisbe” (ihtisap) müessesesine dayandırılan Muhtesibin dini ve bir takım adli görevleri olmakla birlikte; fiyat tespiti ve kontrolü, vergi toplama gibi ekonomik ve sosyal hayata ilişkin olan görevleri ağırlıktaydı ve bir çok beledi nitelikteki hizmetleri icra etmekteydi. İstanbul, fetihten itibaren Dersaadet(İstanbul), Eyüp, Galata ve Üsküdar Olmak Üzere dört Kadılık bölgesine ayrılmıştır.

               

 Vakıflar

               

Bu dönemde yerel hizmetlerin yerine getirilmesinde bir diğer önemli birim vakıflar olmuştur. Birçok toplumsal nitelikteki hizmetler vakıflar eliyle yürütülmüştür. İslam kültürü, Sadaka-i cariye (sürekli hayır, sadaka) olarak adlandırılan vakıf müessesesini teşvik etmiştir. Kelime olarak durmak anlamına gelen Vakıf; servetini vakfeden kişinin bu servetin miktarını, kullanım amaçlarını ve kullanım şeklini gösteren bir Vakfiye düzenleyerek, bunu şahitler huzurunda imzalaması ve bu belgenin yerleşim yerinin Kadısına onaylatılmasıyla teşekkül etmekteydi. Osmanlı Medeniyetinin temeli olan Vakıflar; Altyapı, eğitim kültür, sosyal yardımlaşma, imar, yol-köprü inşaatı, şehrin aydınlatılması ve temiz su ihtiyacının karşılanması, hamam ile hastane yapma ve işletme gibi başlıca hizmetleri yürütmekteydiler. Bu hizmetler, vakfedilen malların gelirlerinden ve vakıf arazilerinin işletenlerden toplanan vergilerden sağlanmıştır. Kadının gözetimi ve denetimi altında olan Vakıflar, mütevelli heyetleri eliyle bağımsız olarak çalışmışlardır. Vakıf mallarının denetimi ve idaresi 1826 yılında kurulan Evkaf nezaretine devredilmiştir.

               

Lonca Teşkilatı

               

İdari ve mesleki hizmetlerin yoğun olduğu kent merkezlerinde üretim, tüketim ve piyasa kavramlarının kontrolünü elinde tutan meslek kuruluşları olan Loncalar hiyerarşik yapıda örgütlenmiş birer esnaf birlikleridir. Başlıca görevleri, üyelerinin mesleki faaliyetlerini düzenlemek (kalite kontrolü-fiyatların saptanması vs.), üretimde uygulanacak kuralları belirlemek, hammadde temin ve dağıtımını adalet üzerine yapmak, belirlenen kurallara ve edebe uymayanları cezalandırmaktır. Loncaların uygulamaları sayesinde o günün tüketici haklarının korunması mümkün olmuştur.

Usta, kalfa ve çıraklardan oluşan Lonca üyeleri, gelirlerinin bir bölümünü bir fon'da (Avarız Sandığı) toplarlardı. Bu fon, çarşının bakımı, onarımı, temizliği işlerinde kullanılırdı. Esnafın kendi içinden seçtiği ve kadı'nın onayladığı kethüda vasıtasıyla Lonca teşkilatı, merkezi idare ile halk arasında aracılık rolünü üstlenmiştir.

               

 Mahalle Teşkilatı

               

 Osmanlı şehirlerinde mahalle kurumu, birbirini tanıyan, birbirinin davranışlarından sorumlu ve sosyal dayanışma içinde bulunan topluluğun yaşadığı mescit ya da kilisenin etrafında biçimlenmiş genellikle homojen kültüre sahip bir bütünü ifade etmektedir. Mahalle teşkilatının başında bulunan imam, mahalle halkının arasındaki düzenden sorumluydu. İmamlar Kadı tarafından tayin edilirdi. Gayri müslimlerde de mahalle teşkilatının başında din adamları bulunmaktaydı. Mahalle teşkilatı imam dışında mahallenin ileri gelenlerinin oluşturduğu mütevelli heyeti, mahalle bekçisi, süpürücüler ve sucudan oluşurdu

               

 Resmi ilanları mahalleye duyurmak ve sosyal yardım hizmetlerini yürütmek gibi görevleri olan Mahalle teşkilatı, ortak mekanların temizliği, bakımı ve tamiri ile doğum, ölüm, evlenme, boşanma ve ikamet değişikliklerinden de sorumluydu. Bu hizmetler mahallelinin katkılarıyla kurulan "Avarız Akçesi Vakfı" fonundan karşılanırdı.

              

 Sonuç olarak, Osmanlı Devleti'nde bugünkü anlamda belediye hizmetleri olarak nitelendirebileceğimiz hizmetler, başta Kadılık olmak üzere, Esnaf Kuruluşları, Vakıflar ve Mahalle Teşkilatları tarafından yürütülmeye çalışılmıştır. Ayrı bütçesi, görevlileri ve organları olan belediye yönetimi, batılılaşma döneminin başlangıcı olarak kabul edilen Tanzimat'tan sonra yönetim sistemimize girmiştir.

KAYNAKÇA

Mevzuat Dergisi,(2009), Mart, İstanbul

Eryılmaz, Bilal (2002), Bürokrasi ve Siyaset, Alfa Basım Yayın Dağıtım, Mart, İstanbul.

Ortaylı, İlber (1973),“Türk Belediyesinin Gelişimi ve Günümüzdeki Durumu”,Amme İdaresi Derg., Aralık

Çelik, Behiç (1995), “Belediyeciliğinin Tarihsel Gelişimi”, Yeni Türkiye,  Mayıs-Haziran

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr