• BIST 109.156
  • Altın 153,298
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • İstanbul 14 °C
  • Adıyaman 1 °C
  • Ankara 1 °C

Türk Sağı Ve Sağ Düşünce Üzerine Gözlemler

Y.YAVUZYILMAZ

Hiç kuşkusuz sağ muhafazakar düşünce siyasal tarihin en önemli düşünce biçimlerinden ve siyasal akımlarından biridir. Kuşku yok ki,sağ siyasal anlayışlar doğduğu kültür havzasının özelliklerini bünyesinde taşır. Bundan dolayı Avrupa sağ düşüncesinin ifade ettiği anlam ile Türkiye’deki sağ düşüncenin ifade ettiği anlam farklıdır. Farklı kültür havzalarında boy atan ideolojik ve siyasal akımların ortak yönleri olduğu gibi farklı yönleri de vardır. Nitekim Almanya’da yaşayan Türklerin oy verme davranışları ve siyasal algıları üzerinde yapılan basit bir gözlem bu gerçeği ortaya koyar. Çifte vatandaşlık hakkı bulunan Almanya’daki Türkler Alman seçimlerinde sosyal demokrat partileri desteklerken aynı seçmen kitlesi Türkiye’de tartışmalı da olsa sağ-muhafazakar(Sağ – muhafazakarlık ve dindar muhafazakarlık üzerine analitik araştırmalar yapılmalı, ortak ve farklı yönler ortaya çıkarılmalıdır) siyaset kulvarında yer alan Ak Partiyi desteklemekte ve oy vermektedir.

 

Almanya’da yaşayan Türklerin Almanya’da sol,Türkiye’de muhafazakar-dindarları desteklemesi bir çelişki midir,yoksa tutarlı bir siyasal anlayışa mı işaret etmektedir? Bu noktada seçmenin tutarlı davrandığını, sorunun Alman muhafazakarlığı ile Türk muhafazakarlığı arasındaki nitelik farkı ile Alman sosyal demokrasi ve sol düşüncesi ile Türk sosyal demokrasi ve sol düşüncesi arasındaki farkta aramak gerektiğini düşünüyorum.   Seçmene göre Almanya’da sosyal demokratların temsil ettiği değerleri Türkiye’de muhafazakar-dindarlar temsil etmektedir.

Bu durum sağ-muhafazakarlık ve sol kavramlarının iddianın aksine evrensel olmayıp yerel kültürel değerlerle sarmalandıklarını göstermektedir. Bu, Sağ –sol tartışmasını yeni bir konsepte oturtan İdris Küçükömer’in kavramsallaştırmasını hatırlatmaktadır. Küçükömer’e göre Türkiye’nin gerici ve devletçileri sol, devrimci ve ilericileri ise İslamcı halk kitleleridir. Küçükömer’in kavramsallaştırmasına göre Ak Parti ve onu temsil eden kitle devrimci-değişimci; CHP ve onu temsil eden kitle de muhafazakar-devletçi ve özgürlüklere şüphe ile bakan bir nokta da bulunur.

Şunu da açık olarak belirlemek gerekir ki, Küçükömer’in kavramsallaştırması, elbette Türk siyaseti açısından bir anlam taşır, ancak Türk siyasetinin bütün parametrelerini açıklaması bakımından yeterli değildir. Özellikle 1990’lardan itibaren Türk sağı farklılaşmaya başlamış, 1960’lı yılların sonundan itibaren sahneye çıkan İslami siyasetin sağ siyasetten farklılaşması 1990’lı yıllarda daha da hızlanmıştır. Böylece sağ siyasetin kendi içinde de farklılaşma görülmeye başlanmıştır. Bugün Ak Parti ile milliyetçiliği temsil eden MHP arasındaki farklılık, sol siyasal anlayışı temsil eden CHP’den daha az değildir.

2000’li yıllardan itibaren Türk siyasetinde görülen en önemli değişim Türk sağının çökmesi ve bu boşalan alanın Ak Partinin yeni muhafazakar demokrat diye sistemleştirdiği siyasetin doldurmasıdır. Kuşkusuz hem geleneğe hem de değişime yapılan vurgu yıllardır ezik bir siyasal konumda bulunan dindar ve sağ kitle tarafından büyük bir heyecanla karşılanmış ve desteklenmiştir.

Türk sağı;

1-Yolsuzluk ve mafya ile mücadelede yetersiz kalması,

2- Kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlık,

3- Yükselen Kürt taleplerine karşı,devletçi milliyetçi ve güvenlik eksenli politikalara yönelmesi,

4- Yükselen İslami talepler karşısında duyarsızlık ve 28 Şubat süreci karşısında gösterilen duyarsızlık.

5- Ekonomik durumun giderek kötüleşmesi gibi faktörlerle giderek etkinliğini yitirdi.

Batı siyaset literatüründe sağ siyaset burjuvazi ile kol koladır. Fransız ihtilali ile beraber burjuvazi yeni ayrıcalıklar kazanmıştır. Fransa’da zengin toprak sahipleri,ayrıcalıklı aristokratlar ve din adamları sağın en önemli bileşenleridir. Türk muhafazakar sağ ile Avrupa muhafazakar sağı arasındaki en belirgin farklardan biri ortaya burada çıkar. Türkiye burjuvazisi genel anlamda sol-Kemalist ve ulusalcı olarak kendini tanımlamaktadır.

Aslına bakılırsa sağ düşünce kategorik olarak doğduğu zamanlarda siyasal ve ekonomik eşitliğe,temel hak ve özgürlüklere ve değişime kuşku ile bakan bir ideolojidir. Ancak Türkiye siyasetine gelince durum farklılaşmaktadır. Türkiye’de çok partili hayata geçiş ve tek parti diktatörlüğünün sona ermesi, halkın demokratik siyasete katılması, sağ bir siyasal başarı olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Türkiye’de sol düşüncenin Tek parti dönemini hala savunuyor olması özgürlük düşüncesine ve katılıma ne kadar mesafeli olduğunu da açıkça göstermektedir.

Türk sağı(DP,AP,DYP,ANAP,MHP) toplumun yaşamında ve davranış kodlarında birincil rol oynayan İslam konusunda daima ikircikli bir tavır sergilemiştir. Bu pragmatist tutum din-devlet –siyaset ve toplum ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturmasına engel olmuştur. Türk sağı İslam’a Türklüğü ve devleti desteklediği ölçüde değer bulmuştur.

Şunu da açıkça belirlemek gerekir ki, liberal sağ temel hak ve özgürlüklere bakış anlamında sol düşünceden daima daha özgürlükçü bir noktada durmaktadır. Ancak Demirel’in ve özellikle Türkeş’in başını çektiği milliyetçi sağ anlayış  baskıcı, otoriter ve özgürlük karşıtıdır. Klasik sağ anlayış dindarlığın kamusal alanda görünür hale gelmesini temel hak ve özgürlükler arasında görmez.

Sağ siyaseti 1950 yılından itibaren meşru hale getiren temel faktör tek parti döneminde hakim olan ve tek parti dönemini sahiplenen sol düşüncenin uygulamalarına duyulan tepki belirleyici olmuştur. Türkiye’de sol-sosyalist ve Kemalist siyasetin din ve kültürel politikalarda sürdürdüğü dışlayıcı tutum,sağı tercih edilebilir bir konuma getirmiştir. Said Nursi’ye atfedilen “CHP kafamızı, DP kolumuzu istiyor,kolumuzu vermeyi tercih edeceğiz” sözü bu durumu anlatan veciz bir örnektir.

Sağcılığın İslamla ilişkisi daima pragmatik bir temele oturmuştur. Sağ politikacıların İslama ilişkin değerlendirmeleri oy potansiyeli dolayımındadır. Said Nursi’nin dediği gibi “ya yeni hal ya izmihlal”,dolayısıyla sağ –muhafazakar düşünceyi benimseyip savunmak için geçerli hiçbir nedenimiz yoktur.

Artık donmuş,geçmişte kalmış bir geleneğe sahip çıkmak ve bunun üzerinden yürüyerek değişimi ıskalamak , tutuculuğa ,gericiliğe yol açan bir zihinsel tutumdur.

Bilindiği gibi Türk toplumunun en büyük sosyal değişimi köyden kente göç olgusu yaratmıştır. Köyden gelerek kentlerin çeperlerinde yaşama tutunmaya çalışan genellikle yoksul ve dindar kitleler büyük travmalar yaşamıştır. Türk solunun pozitivist-evrimci-inkarcı ve materyalist tutumu bu kitleler ile sağlıklı iletişim kurma imkanını ortadan kaldırmıştır. Sol –sosyalist anlayış yoksul kitlelerin temsilciliğini üstlenip sorunlarını dert edineceğine otoriter modernleşmeci, evrimci, ateist bir pozisyon takınmıştır.

İslamcı muhafazakar-dindarlar 1960 yıllardan itibaren ahlak,maneviyat,tarih anlayışı, müstehcenlik, Ayasofya’nın ibadete açılması, batı karşıtlığı  gibi sorunlarla ve solun din karşıtı davranışları dolayısıyla komünizmle mücadele amacına yönelmiştir.

Türkiye’de özellikle 1970 yıllardan itibaren yoğunlaşan, 1980’li yıllarda İran Devriminin de etkisiyle ve özellikle tercüme faaliyetleriyle belirli bir aşama kaydeden İslamcı düşünce sağ içerisinde büyüdüğünden dolayı devlet,demokrasi, temel hak ve özgürlükler konusunda sorunlu bir zihin yapısına sahip olmuştur.

Sol ve İslamcı düşüncenin sermaye karşıtlığı aslında tutarlı bir noktada değildir. Sol ve İslamcılar sistem içinde yer aldığı zamanlarda görüldü ki,asıl karşı çıkılan sermaye değil, sistem içinde statü kavgasıdır. Sol ve İslamcılar statü sahibi oldukça sermaye karşısındaki tutumları da değişmektedir.

Zaman yeniden arınmanın zamanıdır. Burada asıl sorumluluk aydınlara düşmektedir. Aydın derken modern düşüncenin ve aydınlanma felsefesinin takipçisi olan aydınları değil, Ali Şeriati’nin dediği, kendini ve toplumunu tanıyan, tarihsel sorumluluğunu bilen ve içinde yaşadığı toplumun sorunlarına çözüm arayan aydınlar kast edilmektedir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr