• BIST 108.518
  • Altın 153,390
  • Dolar 3,8429
  • Euro 4,5142
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 12 °C
  • Ankara 7 °C

Türkiye’de Bulunan Mültecilerin Geleceği

Abdurrahman ÖZKAN

        

Mülteci olma durumu her zaman bir dramı içinde barındırır. Bu dram, bir aile ya da aile fertleriyle ya da onların hayatlarını belirli bir zamanda etkileyen olaylarla sınırlı değildir. Mültecilerin durumu her yönüyle sosyolojik bir vakadır. Hem mülteci olanlar hem de mültecilerin yaşadıkları ülke veya bölge insanlarıyla çok yönlü etkileşimler içine girerler. Türkiye, ilk defa bir milyonu aşkın bir mülteci akınıyla yüzleşmiş durumda. Batı Trakya göçmenleri tecrübesi olsa da farklı dil, din, mezhep ve kültür anlayışlarına sahip bu yeni mülteci akını önemli sorunları beraberinde getirmiş bulunmaktadır. Bu denli önemli bir mülteci nüfusunun hâlihazırdaki sorunlarının yanında, gelecekte neleri beraberinde getireceğinin şimdiden düşünülmesi gerekmektedir.

           

Irak ve Suriye’den Türkiye’ye geçen mülteciler, yerleştikleri şehir, bölge ve genel olarak da Türkiye için önemli tartışmalara yol açacak görünmektedir. Irak ve Suriye’de suların durulması merkezi bir hükümetin kurulması şu anda oldukça uzak bir ihtimal olarak görünmektedir. Bu durumda Türkiye, devlet ve halk olarak mültecilerle ilgili uzun bir süreç için gerekli plan, tutum ve vizyon geliştirmek zorundadır. Aksi takdirde mültecileri hedef alan birçok sorunla karşılaşacağız. Bunun ilk sebebi mültecilerin bir milyonu aşkın büyük bir nüfusu teşkil etmeleridir. Bu kadar büyük bir nüfusu Türkiye’nin ne kadar uzun süre insani yardımlarla besleyeceği önemli bir sorun. Bu nüfusun kamplarda uzun süre yaşaması, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlar yanında psikolojik olarak da oldukça zor. Bu denli nüfusun yakın zamanda ülkelerine dönmesinin mümkün olmadığı düşünülürse, kamplarda da uzun süre tutulamayacakları da hesap edilirse, normal şehir yaşamına karışmalarına izin verilmesi tek yol olarak görünmektedir. Bu yol en insani yol olarak görünse de belki de en fazla tartışma yaratacak bir süreci başlatacaktır.

           

İkincisi, dil, kültür ve mezhep farklılıklarının toplum tarafından karşılanma biçimi mültecilerin dışlanmasıyla somut hale gelebilir. Üçüncüsü ise, bu denli nüfusun sadece yaratacağı muhtemel sorunları değil, normal toplumsal yaşama entegrasyonu da önemli bir çaba ve organizasyonu gerektirecektir.

           

Mülteciler için Türkiye nüfusuna karışması ve normal sosyal yaşamın her alanında var olmasıyla beraber hangi tür sorunlar ortaya çıkacaktır? Bunun için hem mültecilerin yoğun olarak yaşadığı şehir halkı ve resmi kurumlar için bir vizyon ve plan çalışmaları yapılmalıdır.

Ne tür sorunların çıkacağı ile ilgili öngörüde bulunmak zor değildir. Bu denli büyük bir nüfus; yeni bir kültürel renk, yeni bir dil, yeni bir işgücü, yeni bir tüketici ve alışkanlığının bazı şehirlerde gözle görülür şekilde sosyal yaşama katılması demektir. Hâlihazırda kampta kalmayıp ev satın alan, kiralayan, iş yeri açan mültecilere yönelik tepkiler, mültecilerin gelecekte daha büyük bir nüfus olarak sosyal yaşama katılmasıyla daha da artacaktır. Mültecilerin yaşama tutunmak için daha ucuza satması, daha ucuza çalışması, toplumda mültecilere yönelik bir tepki yanında onların muhtaç durumlarını suiistimal etmelerine de sık sık rastlanmaktadır.

           

Kadın ve çocuklar mülteci nüfusunun önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Gittikçe daha sık medyaya yansıyan suistimallerin kadın ve çocuklarla ilgili olanları özellikle dikkat çekmektedir. Kadın ve çocukların yaşama tutunmak amacıyla sığındıkları kişi ve ailelerce bir süre sonra kapı dışarı edildiği ile ilgili olaylar daha da sık yaşanacaktır.

           

Mültecilerin uzun yıllar Türkiye’de yaşaması durumunda ki şimdilik başka bir çıkış yolu görünmüyor, onların dil sorunundan dolayı sosyal yaşama katılamama durumu uzun süre devam edemez. Bu durumda mülteciler için bir dil ve sosyal yaşama entegrasyonu hedefleyen bazı eğitim ve uygulamaların hayata geçirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Aksi takdirde, zaten birçok insani yaşam hakları bulunmayan mültecilerin çok sefil ve insanlık dışı şartlarda yaşaması durumunda, değil sosyal yaşamda, kamlarda dahi şiddet patlaması yapmalarının önünü almak mümkün olmayacaktır.

Bazı sorunlar içinde bazı fırsatları da beraberinde getirirler. Komşu ülkeler son dönemdeki çatışmaları yaşamayana kadar, Iraklı ve Suriyelilerle kardeş olduğumuzu daha kolay söyleyebiliyorduk. Bu söylem bir görev yüklemiyordu bize. Ancak bugün bu kardeşliğin gereklerini devlet ve toplum olarak gösterme veya göstermeme tercihleriyle karşı karşıyayız. Bu kardeşliği ne kadar iyi ne kadar kötü göstereceğimiz bizim elimizdedir.

           

Mülteciler, evet sayısız dram hikâyeleriyle beraber anılır hep. Ancak Irak ve Suriyelilerin kardeşliğini kazanmak hatta daha önemlisi uzak geleceğimizde gönül birliği, siyaset birliği bağı kurmak için de zor ama önemli bir tercih, bence bir fırsatla karşı karşıyayız. Biz bu fırsatı, ekmeğimizin bir bölümünü mültecilerle paylaşarak, devlet imkânlarını kullanarak onları eğitmek ve insanca bir yaşamın şartlarını sağlayarak hem kendimize hem de onlara büyük bir iyilik yapabiliriz. Bunun aksi bir tutum, dışlayıcı, ötekileştirici, kovucu bir tutum, bizi daha çok mutlu edemeyecektir kendi ülkemizde; annelerinin kucağında cami avlularında, sokaklarda el açan çocuk ve annelerin durumu her adımda yüreğimizi yakacak, vicdani sorumluluklarımızı her an bize fısıldayacaktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr