• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 6 °C
  • Ankara -1 °C

Vicdanların 17 Aralık’la İmtihanı

Ahmet İNAN

           17 Aralık 2013 tarihinden bu yana iktidara yönelik görülmemiş oyunlar oynanıyor. O tarihten bu yana şantajın, kara propagandanın, iftiraların, yalan yanlış haberlerin, oluşturulmaya çalışılan yanlış algının, vicdan ve iz’andan yoksun taraflı ve maksatlı haberlerin, açıklamaların haddi hesabı yok. Ortalık toz duman anlayacağınız.

            Yerel seçimlere birkaç ay kala yaşanan bu olaylar açıkçası çirkin bir oyunun tezgâhlandığını gösteriyor. Seçimlere birkaç ay kala hükümetin aleyhinde sanki bir yerde düğmeye basılmış gibi çarşaf çarşaf haberlerin yapılması manidar değil mi? İşin tuhaf tarafı hükümete yönelik propagandanın yanında devletin varlığını da tehlikeye düşürecek ve konumunu diğer ülkelere karşı zayıflatacak hain planlar ve eylemler de yapıldı. Yani amaç hem bağcıyı dövmek hem de bağın kökünü kurutmak anlayacağınız.

            Halkın iradesiyle ve sandığa giden iki kişiden birinin oyuyla seçilen bir iktidar ve lideri halkın iradesi yok sayılarak önce itibarsızlaştırılıp sonra düşürülmeye çalışıldı. Kendini bilmez üç beş çapulcu Gezi’de kendilerini hükümet ortağı gibi gördü. Bize danışmadan nasıl olur da şunu şunu yaparsınız dediler. Gezi’nin bu küstah tutumu nasıl ki kabul edilebilir değilse başka yapı ve oluşumların da kendilerini hükümet ortağı gibi görmeleri kesinlikle kabul edilebilir değildir. Asıl sorun burada işte. Ülkenin yönetiminde söz sahibi olanlar halkın ülkeyi yönetme hakkı verdiği iktidardır. Başka oluşumları halk kabul etmez! Bütün halk da bunu görüyor. Kimse başını kuma gömmesin.  Bu oyunu tertip edenler yavaş yavaş ortaya çıkacaktır. Ancak ülke zarar görmeden bu yanlış yoldan dönülmelidir. Hiç kimse de amacını aşan konuşmaları örnek gösterip kendisini aklamaya çalışmamalıdır. Başkasının kiriyle kimse temizlenemez.

            Ülkemizde sık sık sular bulandırılır. Ama unutulmamalıdır ki sular hep bulanık da kalmaz ki. Çünkü Türkiye eski Türkiye değil. Her vatandaş her şeyi görüyor. Üstelik şu an daha demokratik daha büyük ve daha şeffaf bir ülke var. İnanıyorum ki gerçekler tez ortaya çıkacaktır.  Biraz olsun irdelemek, sorgulamak isteğim bu işin sorumluluk ve vicdani boyutudur aslında.

            İşin tuhaf yanı alnı secdeye giden samimi olduğuna inandığımız insanların şiddetli bir çekişme ve kavganın içine girmeleri ve bunu kamuoyunun gözü önünde bütün gücü ve medya organlarını kullanarak yapıyor olmaları. (Saf ve iyi niyetli insanları her zaman tenzih ederim) En büyük hata ise İslami bir cemaatin ülkenin dümenini eline geçirmeye çalışması ve siyasetin kara kutusu olmaya çalışmasıdır. Ama basit iki şey unutuldu: bir; bu iş bir cemaatin yapacağı son iştir. İki; bu işler hukuk çerçevesinde ve demokratik yollarla yapılır.

            İki tarafın da birbirlerini haksızca ve insafsızca yıpratmaları ne Allah nezdinde ne de Müslüman halkın vicdanlarında kabul görür bir şey değil.  Her şeyden önce insaf elden bırakılmamalı. İnançlı iki taraf nasıl olur da birbirlerini bitirmeye çalışır? İslami değerler ne çabuk unutuldu? Allah’ın emirlerine bu kadar insafsızca muhalefet edilir mi?  Ağır hakaretlerin yapıldığı ve tarafların birbirilerinin ayaklarını kaydırmaya çalıştığı bir ortamda onca hınç onca kin niye? Af nerde kaldı? Kusurları örtmek nerde kaldı? Üstelik hukuk işliyor. Hiç mi aklıselim insanlar yok? Müslümanlar kapitalistlere ve Yahudilere yem olacak kadar küçülmedi mi daha? Müslümanlar; Yahudi ve Hristiyanların dost olamayacağını ne zaman anlayacaklar? Müslüman ülkelerde onca kıyım ve zulüm yapılıyorken Müslüman gruplar birbirlerini kâfir belleyip birbirlerinin boğazına yapışmışken Müslümanların gün geçtikçe ayrışmaları yetmez mi? Müslümanların en büyük tutkusu neden hep birbirleriyle uğraşmaktır? Birbirimizi eleştirebilelim ama bu eleştiri hakaret ve iftiradan uzak ve yapıcı olmalıdır. İnsanları ayrıştırmak kolay ama birleştirmek zordur. Kırılan kalpler onarılsa dahi hep bir kırgınlık hep bir burukluk olur. Kalbi kırılan insanlar (barış zor gibi görünüyor ama) barışsalar dahi birbirlerinin yüzlerine nasıl bakarlar bilemiyorum. 

Kimse takım tutar gibi cemaati tutmamalı. Kimse takım tutar gibi parti tutmamalı. Herkes hal ve hareketine dikkat edilmelidir. Herkes diline dikkat etmelidir. Parti olsun cemaat olsun fark etmez; iki yapı da milyonlarca insanın destek verdiği, gönül verdiği ve bugüne getirdiği yapılar. Peki, bu iki yapı samimi insanlardan aldığı destekle kendi kafasına göre konuşabilir mi? Kendi hırsının esiri olabilir mi?  İslami yapılar müslümanların değerlerini ayaklar altına alabilir mi? Müslüman’ın karşısında yer alıp İslam ve Türkiye düşmanlarının yanında yer alabilir mi? El insaf!

             Kavganın iki tarafı da inançlı insanlardan müteşekkil. Öyleyse sorumlu olan herkes özeleştirisini yapmalı ve samimi tabanına rağmen ülkeyi Suriye gibi birbirine düşürmek isteyenlerin değirmenine su taşımamalıdır. Kimse kendisine yazık etmemelidir. 
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr