• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 21 °C

Yaşama Tutunmak

Ahmet İNAN

 

            Yaşamın dört bir yanında görenlere acı veren hayatlar gizlidir. Her birinin bir derdi, bir sıkıntısı olduğunu görürüz. Ama çoğunlukla insanlarımız yokluk ve hastalıklarla uğraşmakta. Yine de onlar yaşama tutunmayı bilmiş insanlardır. İnançlarını kaybetmemiş, umutlarını ve yaşama sevinçlerini hep yaşatmışlardır. Çünkü hep sığınacakları bir kapıları olmuş, dertlerini dökecekleri, ümitlerini besleyecekleri, bir gün şefkatine sığınacakları, sonsuz lütuf görecekleri sonsuz rahmet ve merhamet sahibi bir Allah inançları olmuştur.  Hem de büyük bir sadakatle bağlı oldukları… Zor durumlarda kendinden kaçmazlar. Çünkü onlar yaşama tutunmayı bilmişler. Zira yaşama tutunamayıp evini, eşini, çocuklarını, annesini, babasını, kardeşlerini hatta bütün değerlerini bırakıp gidenleri biliriz. Hatta yaşama tutunamayıp canına kıyan binlerce insan bile var. Ne kadar da zararlı bir alışveriş!

 

            Hayat boyu yaşama tutunmak güzeldir. Her ne pahasına olursa olsun. Hastalıklar, sıkıntılar, maddi zorluklar buna engel olmamalı. Çünkü insan dünyaya bir kez gelir sadece. Hem de kendisine büyük bir değer atfedilerek. Öyleyse ayrı gayrı niye? Bu kavgalar niye? Bu girdaplar niye? Yaşama tutunmayı bilmeli değil miyiz? Yarın büyük pişmanlıklarla niye yüzleşelim ki?  Zira pişmanlıklarımız sırtımızda ömür boyu kambur olur. Giden zamanı geri getirebilen var mı? Dostlarım, bugünün değerini bilmek ve bugünü değerli kılmak gerekmez mi?

 

            Her şeye rağmen yaşama tutunan insanlar bilirim. Kimi, duvarları çatlak iki göz yıkıntı kerpiç evlerde yaşar. Yokluğu kaderi bilir. Ama zengin bir gönlü, engin bir dünyası vardır.  Kimi, buz gibi bir havada yaşama tutunmaya çalışır. Okula henüz yeni başlayan kardeşinin elinde tutar.  Delik ayakkabıları, yırtık elbiseleri…  Bir taraftan el ele tutuşurlar öbür taraftan büzülür, başlarını bedenlerine gömmeye çalışarak soğuktan korunmaya çalışır. Hızlı adımlarla evlerine giderler. Zira karanlık çökmek üzeredir.

 

            Kuş uçmaz kervan geçmez bir köy... Gökyüzünden başka bir yer görülmez. On beş hane ya var ya yok. Belli sayıda ise insan yaşarmış. Ne yer ne içerler, zamanları nasıl geçer? Toprak evlerin dili olsa da konuşsa. Kimler gelmiş kimler geçmiş buradan. Akşam olur da karanlık çökünce herkes dedelerinin evinde alırdı soluğu. Soba çoktan yakılmış, içerisi sıcacık olurdu. Büyükler dedelerinin etrafına toplanır çocuklarsa anlatılacak hikâyeyi merakla dinlemek için sıcak ve rahat bir yer ararlardı. Bu çoğunlukla yaşlı ninelerinin dizlerinin dibi olurdu.

 

            Uzun hikâyeler anlatılırdı soğuk kış gecelerinde. Herkesin kendince bir dünyası vardı. Kimisi hikâye kahramanlarının yerine koyardı kendisini. Heyecanlanır tam haykıracakken bütün gözlerin kendisine dikildiğini görünce heyecanla karışık mahçup bir edayla susar ve sırtını yaşlı ninesinin göğsüne dayar hikâyeyi dinlemeye devam ederdi.  Bazılarına göre bu köy odası belki de yaşamın tam kıyısı. Hayır, burası yaşamın tam merkezi. Yaşama sevgiyle, umutla tutunanların olduğu bir yer.

            Bir Çin atasözü şöyle: “ Kurduğumuz en büyük hapishane içimizdedir.” Bir gün içimizdeki hapishaneden firar edelim ve sevgiyle yaşama tutunalım. Unutmayalım ki başka bir gün yok, dün yok, yarın belki; ama şu an elimizde bugün var.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr